Birçoğumuz işitmişizdir. Haç özünde bir hıristiyan değil, Türk belgisi imiş. Şimdi bunu hiç sanmasam da (gayet haklı nedenlerden.) şunu söylemek yeterli olacaktır. Herşeyden önce bu tür belgiler bir anlam taşırlar ve ilgili anlamı/iletiyi yansıtmak anlatmak için bir anlayışça türetilirler. Bildik haç belgisi hıristiyanlara göre İsa’nın çarmıha gerilmesini yansıtırken bu nasıl oluyor da bir Türk damgası oluyor, çözebilmiş değilim. Ancak, belgiler damgalar arasında benzerlik olabildiği için, hele ki sitiril denen tarzda, haliyle birşeyler bir birine benzeyebilir, andırabilir. Bu bağlamda doğru esliyorsam Kem’den bildiğimiz yazıtlarda çokça geçen ve bir boya ait olduğu söylenen böylesi andıran bir damga vardır.

Bunu niçin mi diyorum? Günümüzde kullanılan bir ”tengri biz menen” deyimi var. Çok araştırmadım, ancak okuduğumca ki okuduğum kaynak gayet yeter görünüyor, bu deyim Almanlardan gelme imiş. Varsayalım bildik haç belgisi gerçekten de bir Türk damgası. Asırlardan beri haçın anlattığı ve hangi kimliğe ait olduğu, onun ”adına” yapılanlar da ortada iken çıkıp da hiçbirimiz haç takacak değilizdir. Aynı biçimde, her ne kadar bu tür mahiyetteki deyimler evrenel bir kip olarak görülebilse de, ilgili deyim kalıbıyla oluşuyla söylenen yerden geliyor ise, yani bize yaddan girmiş kısaca kökü bizim kökten değil ise ne denli evrenel olursa olsun o/bir gerçek yine de değişmeyecektir. Benzer bir olgu yahut hatta daha da ileri olmak kaydıyla tavır gamalı haç denen belgide görülebiliyor bu aralarda. Güya oz damgası denip bir Türk damgası imiş. Onun için kullanıyorlar imiş. Oysa neye atfen kullandıklarını çok iyi biliriz. Ayrıca Türk damgası olup olmadığı da belli olmadığı gibi, benzer hatta aynı damga, belgi, çizim, … Asya’nın dört bir köşesinde çıktığı gibi, Kızılderililer dediğimiz kuzey Amerika’nın yerli kişilerinde de bile vardır. Ne yazık ki birçok şeyi araştırmadan sünger gibi emdiğimiz için ardına arkasına aslına astarına bakmak aklımıza gelmez. Aynısı ”titre ve kendine dön” ve benzer birçok iş için de geçerlidir. Bilge Kağan böyle bir söz söylemiyor yazıtında. Sözün kısası, ister kaynak konusu kesin olsun ister olmasın, evrenel olsun olmasın, haç misali, bu işte bir iş vardır. Konunun özündeki ise evrenel algılandığı için burada esasında ”birşeyin varlığı için geleneğe bakmalı” ilkesini belki de pek anmaya gerek yok. Ancak bu ilke burada da işletilebilir. Yukarıda anlayış meselesi demiştik. Bunca tarih, bunca külliyat dururken esasında bakılacak yer çok bellidir. Bilge Kağan’ın inisi ve kolbaşı Köl Tiğin için yazdırdığı yazıtta da çokça geçtiği gibi Tonyukuk’un şu muhteşem sözüne bakmak yeter hatta artar olacaktır:

teŋri yarlıkazu bu törük bodun ara yaraklıg yagıg yeltürmedim tügünlüg atıg yügürtmedim. (yazım)

Oku: teŋri yarlıkazu bu törük bodun ara yaraklığ yağığ yeltürmedim tüğünlüğ atığ yüğürtmedim.

Tanrı (bu ahvali) korusun (tanrı esirgesin)! Türk halkı arasında silahlı yağıyı akın ettirmedim, düğümlü* atı koşturmadım.

İhsan, esirgeme, önemli dilek, … için işte bu tür kalıp kullanılmıştır. Aynı biçimde Bilge Kağan da sıkça bunu söyler. İlgili sözcüğü çok sonraları Yunus Emre’de bile görürüz. Ayrıca, görüldüğü gibi doğrusu tengri değil, teŋri’dir. Bu geniz n sesini örneğin Kayseri toprağımızda halen işitebiliriz.

Sonuç olarak kimliği kimlik yapan kim olduğumuzu bilmektir. Bu bilgi demektir, gelenek demektir. Bir şeylere daha da çok dikakt göstermemiz gerekiyor.

Ek: Geçen ustam Mehmet Levent Kaya’nın bir kişinin kendisine ”Tanrı sizi korusun!” dileğine karışılık ”alas!” demiş olduğuna tanık oldum. Uzundur bu alaş konusunu biliriz. Demek ki bir aslı astarı var imiş. Dediğine göre, bu da alas. Karşılığı da örneğin dileyen için bu olabilir.

*Savaşa çıkarken atların kuyrukları bağlanır, düğüm yapılır.

~

Değerlendirme, yorumlar için dernek başlığına girebilirsiniz.