Bir yolculukta hatırda kalanlar

Önyüz Forumlar Töre Anılar Yolculuklar Bir yolculukta hatırda kalanlar

Bu konu 7 yanıt ve 4 izleyen içeriyor ve en son  Hava Gücü tarafından 9 ay 1 hafta önce tarihinde güncellendi.

  • Yazar
    Yazılar
  • #1274

    Hava Gücü
    Katılımcı
    • Yeni Gelen
    • Katkılar : 8
    • Konular : 4
    • Cevaplar : 4

    Bir arkadaşımla kan bağı mı önemlidir din bağı mı kavgasına tutuşmuştuk. Ben kardeşlik kan bağıyla olur din bağıyla değil dedikçe o din kardeşliği önemlidir, müslüman değilse kardeşimde değildir tezini savunuyordu. Anlattım, Azerbaycan topraklarına giren Rus tank taburlarının bir kısmının tank komutanları ortodoks Gagavuz Türküydü. Savaşın bir anında savaştıkları kişilerin müslüman Türkler olduklarını anladıklarında Azeri siperlerin önüne kadar gelerek bir anda namluları Ruslara çevirerek ateşe başlamışlardı… Din kardeşleri Rusların değil kankardeşi Azerbaycan Türklerinin yanına geçmişlerdi… şeklinde devam ettim ama nafile. Kardeşim değildir dedi geçti. Başlıkla ne kadar alakasız bir giriş değil mi?
    Bu tartışma bendeki Kuzey Türklerini görme isteğini iyice kamçıladı. Biletler alındı, Ankara’dan Moskova Aktarmalı St.Petersburg rotası çizildi. Gitmeden sürekli araştırmıştım onları bulabileceğim yerleri. Otele yerleşir yerleşmez bavulları bıraktığım gibi yola düştüm. Hemen ajandama bakarak önceden işaretlediğim caddeleri mahalleleri gözden geçirip en yakın olanına gittim. Kollarıma geçici ay-yıldız dövmesi yaptırmıştım, hava soğuktu ama üzerime kollarımı örtecek bir şey giyemezdim, o bayrak görülmeliydi. El çantama da Türk Bayrağı peci işlemiştim. Bir şekilde Türk olduğum görülmeli, etraftaki kan kardeşlerim bunun farkına varmalı, yanıma gelmeliydiler. Şehirde herkes sarhoş neredeyse, içip içip kusuyorlar, bize medeniyetten bahsedenler… İlkgün otele eli boş döndüm. İkinci gün erkenden sokağa çıktım. Bir restoran gözüme çarptı, adı bosphorusdu. Olsa olsa Türk işletmesidir diye daldım içeri. O da ne karşıda bir Atatürk, yanında bayrağımız. Kapıda Rus bir bayan karşıladı, bir şeyler söyledi, anlamadım ve çantamı gösterdim. Kibarca bekleyin der gibi bir işaret yaptı. Başka bir bayanla geri döndüler. Yeni bayan gülümseyerek ”Hoşgeldiniz” dedi. Aradaki uzun muhabbetleri yazmıyorum, durumu anlattım, dış Türklerden birileriyle tanışma umuduyla geldiğimden bahsettim. Bu mekana sık sık geldiklerini öğrendim ama o an hiç kankardeş yoktu. Sanki Türkiye’den gelmiyor gibi Türk yemekleri sipariş ettim. Yemeğin sonlarına doğru beklenen oldu. O çağda 24 yaşında olduğunu söyleyen biri yanıma geldi. Kollarımı çantamı göstererek gülerek sevinçle bir şeyler söylüyordu. Hızlı hızlı kaçacakmışım gibi söylüyordu, masaya oturttum. Birşeyler söylüyor, ben cevap veremeyince bir kaç saniye susup tekrar aynı heyecanla devam ediyordu. Kollarımı tuttu bayrağı gösterdi, elleriyle mutluluk hareketleri yaptı. Pasaportumu çıkarıp gösterdim, iyice sevinç gösterileri yaparak öptü ve bana sarıldı. Birbirimizi tanımıyorduk ama kan çekti galiba. Biraz uğraşlar sonucu konuşmaya anlaşmaya başlamıştık. Yarın tekrar buluşmak için sözleşerek ayrıldık. Ertesi gün yemek yiyecektik. Tam saatinde gelmişti ve bekliyordu, görünce koştu sarıldı. Kırgızmış, adı Samir… Rusya’da temizlik işçisiymiş, kaldıkları yere götürdü, bir oda 8 ranza 16 kişi. Hepsi işteydi ranzalar boştu. Ana diğer Türklerle görüşmek istediğimi anlattım. Kazan’a gitmemi söyledi. Birkaç gün sonra Kazan’a gitmek için Moskova’ya oradan da Kazan’a geçtim. Buradaki halkın çoğu Türk ve çeşitli dinlere mensuptu. Birkaç saat içinde Kazan’da da yanıma gelenler oldu. Kazan Petersburg ya da Moskova kadar kalabalık değil, insanlar daha sıcak, ya da bana öyle geldi. Burada da arkadaş edinmem birkaç saati bulmadı, detayları geçiyorum… Bir Gagavuz ile tanıştık, kolunda bayraklarında ki kurt başı vardı. Biraz bocalama ve karşılıklı sevgi gösterisinden sonra semtini dolaştırdı. Artık aracısız sözlüksüz anlaşıyorduk. Yüzde yüz olmasa da bir Türk ile bir ingilizin Fransızın anlaşmasıyla karşılaştırılamayacak derecede iyi bir şekilde. Kendisi Ortodokstu, benim müslüman olacağımı düşünerek camiye götürmüştü ilk olarak. Daha sonra ortak tarihimizin bulunduğu bir müzeye. Burada ilkkez canlı canlı bengü taşları görmüştüm, yazıtlar runik Göktürk abc si ile kazınmıştı, tek poz çekemedik yasaktı. (Türkiye’ye dönünce örün ağda araştırdım ama bu yazıtlar hakkında en ufuk iz bulamadım) Konuşmamız baya düzelmişti, şakalar bile yapabiliyorduk artık. Ne söylesem anlıyor, o ne dese bende anlıyordum. Kımız istedim hemen anladı. Bir markete gittik, 5şişe kalmıştı, hepsini içtim, hayretle bana bakıyor ama birşey söylemiyordu. Sevincimi anlamış olacakki ”yarında gelelim içelim, keşke daha önce gelseydik ne çok sevindin” gibi cümleler kuruyordu. Şaşkınlığının nedenini sorduğumda ”müslüman Türkler bunu içmez,sen hem müslümansın hemde içtin, ona şaşırdım” dedi. Güldüm geçtim. Yaklaşık 10-12 saattir beraberdik. İşini gücünü bırakmış beni gezdiriyordu. Evine götürmek için çok dil döktü ama otel ücretini ödediğimi anlatınca vazgeçti. Akşam 22 sularında oda telefonu ısrarla çalmaya başladı. Açtım ama karşıdaki kadının dediklerini anlamadım, telefonu başkası aldı, o da birşeyler anlattı ama yine anlaşamayınca telefonu kapattım. Yine çaldı, yine anlamadım kapattım. Merak etmiştim, giyinip lobiye indim, ne oluyor belki hareketlerle belkide sözlükle anlatırlar diye düşünmüştüm. Aşağı iner inmez oradakilerin gülerek bana baktığını gördüm, yanlarına gidip kendimi anlatıp ”ne diye arayıp duruyorsunuz diye söylenecektim” ama arkadan bir ses ”Kürşad”.. Baktım kankardeşim gelmiş. Ama 7 kişi gelmişler. Kadın erkek karışık. Ben daha durumu anlayamadan sıradan hepsi sarılıp öpmeye başladılar. Meğer beni arkadaşlarına anlatmış. Türkiye’den bir Türk geldiğini duyan beni görmek istemiş. Sarılıp öpen koklayan hoşgeldin diyen çekiliyor, diğeri sarılıyor.Her sarılan bir şişe kımız veriyor, kımız getirmeyen 2 kişide çiçek. ”daha bir bu kadar da yarın gelecek var dedi. Sevinçten uçuyordum, ama onlarda öyle. elimdekileri odaya çıkarttım. Dışarı çıktık, et sadece kırmızı et yemeği sevdiğimi söylemiştim. Direk et yapan bir restorana götürdüler. Tahta üzerinde et ve bir litre kımız daha geldi. Yeni tanıştıklarım kendi aralarında konuşup birşeyler dedikten sonra ilk tanıştığım sözlükten domuz kelimesini göstererek hayır dedi, dana kelimesini buldu ve evet dedi. Sen müslümansın domuz değil yiyebilirsin dediler. Halbuki ben mutluluktan donakalmıştım, önümdekinin ne olup olmadığı aklıma bile gelmemişti. Onlar bu duraksama anımı domuz olayına bağlamışlar. Ben yedikçe onlar gülüyor, ben yedikçe onlar doyuyorlardı. Kendilerine vodka bana kımız söylediler. Yemek sofrasından kalktığımızda saat gece yarısı 02:00 idi. Herhalde artık otele gideriz derken bir eğlence mekanında buldum kendimi. Ses yaklaştıkça tanıdıklaşıyor, içeri girdiğimizde Tarkan çalıyor. Oynama şıkıdım şıkıdım. Tahminen bir yarım saat genelde Tarkan olmak üzere Türk pop çaldı. Birkaç gün bu şekilde geçti. Tercümansız, aracısız, yalansız riyasız. Bu birkaç gün içinde 20 kadar kişi geldi farklı yaşlardan. Ayrılık zamanı geldiğinde otobüs terminaline kadar geldiler. Askere uğurlanır gibi uğurlandım. Sarılmalar duygulu anlar, adres alıp vermeler, Türkiye’ye selamlar. Gidesim gelmemişti.
    Yol boyu onları düşündüm, çoğu Türkiye hayaliyle yanıp tutuşuyordu. Ortodokslardı ama kardeşlerdi, kankardeş… 12 gün boyunca 1 saat bile tercüman ihtiyacı duymadan anlaşmıştık. Türkiye’den kilometrelerce uzaktaydık ama Ankara’da gibi rahattım. Oktay SİNANOĞLU’NUN(Merhum) sözü geldi aklıma ”Unutmayın başka hiçbir dil bilmeden sizi Adriyatik’ten Çin Seddi’ne kadar götürebilecek tek dil vardır: Türkçe”, haklıydı, yaşayıp görmüştüm. Ne diyordu Oktay hoca? ”Türkçe giderse Türkiye gider”.
    Tüm bunları yaşadıktan sonra anladım ki tek ortak payda o da TÜRKlük. Din, mezhep, renk, ad hepsi bizi çatışmaya sürükleyecek. Tek ortak paydada buluşmak dileğiyle.

    Dipçe: Kutlu yollarında bu dernek sahiplerine,kurucularına,destekçilerine, okuyucularına,yöneticilerine Tanrı alkış versin…

    Ne mutlu Türk'üm diyene!

  • #1276

    Derbentcioğlu
    Yönetici
    • Katkılar : 28
    • Konular : 6
    • Cevaplar : 22

    Eline yüreğine sağlık. Var ol Karındaşım. Bunu senden canlı da dinledim dinlerken yaşayarak anlatıyordun aynı heyecanla ve bende kendimi zor tuttum o gün ama şimdi yalnızım.
    Bunu yazıya dökmen çok iyi oldu.
    Tek ortak paydamız Türklük olmak zorundadır. Bunu anlatabilmeliyiz. Ruhu şâd olsun Atsız hoca “siyasi ve içtimai mezhebim Türkçülük’tür” diye boşuna demiyordu.

    Dünyada bilgiden daha aziz ne var; bilgisiz olduğunun söylenmesi, insan için ağır bir hakarettir.
    (Yusuf Has Hacib, Kutadgu Bilig, IX, 260)

  • #1278

    Hava Gücü
    Katılımcı
    • Yeni Gelen
    • Katkılar : 8
    • Konular : 4
    • Cevaplar : 4

    Sağolasın. Konu çok uzun aslında, 12gün yaşananlar her saniyesi çok farklıydı. Ama bazı hisler duygular kelimelere tam layığıyla dökülemiyor. Seninde yaşamanı isterim. Birgün beraber Urumçi’de dolaşmak, Orhun kenarında kımız içmek dileklerimle…

    Ne mutlu Türk'üm diyene!

  • #1290

    Caner Çetin
    Yönetici
    • Katkılar : 233
    • Konular : 94
    • Cevaplar : 139

    Yüreğine bin sağlık olsun, özüne Yaradan kut algış versin. Anca bu kadar güzel anlatılırdı. Duygularını, duyumlarını yazıya nakşetmişsin. Okurken ben de yaşadım. Çok güzel. O kadar ki, başka söz bulamıyorum. Var ve sağ olasın. Gidip görmek, duymak yaşamak ne güzel şey. Adına o kadar çok sevindim ki…

    Sondaki güzel sözlerin için ayrıca çok teşekkür ederim ağabey. Hep birlikte güzelliklere.

    ~

    Yazıtlar konusuyla ilgili olarak.

    O yazıtları nerede, hangi müzede gördün? Hangi bölgeden getirilmiş idiler, adlarına ne deniyordu?

  • #1294

    Hava Gücü
    Katılımcı
    • Yeni Gelen
    • Katkılar : 8
    • Konular : 4
    • Cevaplar : 4

    Sağol iyi dileklerin ve sözlerin için. Kazan şehrinde bir müzeydi.muzedeki Herşey kiril abcsi ile yazılı oldugu için adlarını bilmiyorum. Tek aklımda kalan yandaki başka bir turistin sözleri oldu, second Turkic Khaganate diyorlardı. Taşlar Göktürk abcsi ile yazılmıştı, beni götürenler Türk tarihi ile ilgili bir muze diyerek götürmüşlerdi. Metal kaplar, kargılar, balta gibi şeyler vardı. Rusya Sovyetler yıkılmış olsada halen ağır şekilde komünizmin etkisi altında,bu yüzden çok kapalılar. Orada görülen herhangi bir şeyi bile nette bulmak çok zor, heleki devlet tekelinde bir şey ise.

    Ne mutlu Türk'üm diyene!

    • #1297

      Caner Çetin
      Yönetici
      • Katkılar : 233
      • Konular : 94
      • Cevaplar : 139

      Second Turkic Khaganate demek, İkinci Türk Kağanlığı dönemi demek. O dönemden kalma o kadar da çok bengütaş yok. Başlıca Tonyukuk ata, ulu kağanlık yazıtları Bilge Kağan ile Köl Tiğin, Köli Çor, Ongi(n) denilen yazıt ve Çoir adlandırılan bir yazıt. Orada acaba ne var(dı) diye çok merak ettim şimdi.

      Bengütaşların biçimlerini anlatabilir misin, anında kaldı mı? Anında kalan tüm/herhangi ayrıntılar yardımcı olabilir.

  • #1313

    Şaban Özel
    Yönetici
    • Katkılar : 11
    • Konular : 0
    • Cevaplar : 11

    O kadar güzel anlatmışsın ki okurken her bir görüntü gözümde canlandı. Yüreğine sağlık. Ayrıca namluları Ruslara çevirmeleri bana Malazgirt Cenginde Türk olduklarını anlayınca Selçukluların yanına geçen Peçenekleri hatırlattı.

  • #1363

    Hava Gücü
    Katılımcı
    • Yeni Gelen
    • Katkılar : 8
    • Konular : 4
    • Cevaplar : 4

    Sağol hocam. Aynen Peçeneklerin saf değiştirmesi gibi bir olay.

    Ne mutlu Türk'üm diyene!

Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.