Bilim Yartı

Anayüz Erdem Ocağı Ocak Dilimiz Bilimlik Bilim Yartı

Bu konu 21 yanıt ve 1 izleyen içeriyor ve en son  Caner Çetin tarafından 1 ay 3 hafta önce tarihinde güncellendi.

  • Yazar
    Yazılar
  • #1640

    Caner Çetin
    Yönetici
    • Katkılar : 141
    • Konular : 64
    • Cevaplar : 77

    Başlığın bulunduğu bölümün yazı kısmında belirtildiği gibi söz konusu bölüm dilimizin bilim gücünü göstermek içindir. Gerekse dilimizin enginliğini derinliğini ve kullanışlığını esnekliğini göstereceğiz, gerekse söz varlığımızın bize zaten sunduğu bilimlik söz ile kavramlarını size anlatacağız. Bu bağlamda bu başlık [Bilim Yartı] bu işi kolayca yolla görmek için tasarlanmış bir alandır. Süreyle aynı Yartı‘da olduğu gibi aynı yordamla biriktirilecektir.

    Geçmişte yaşanan yanlışlar, bugün bize ışık tutmaktadır. Bu yüzden bugün aynı yanlışa düşmemeli, dilimiz kimliğimizdir şiarınca, dilimize sahip çıkmalı ve onu işlemeli, çalıştırmalıyız.

    Aktarga. Aktarım/aktarış/aktarma (transmisyon) işini gören aygıt.

    Yürütücü. Yürütme işlevini gören gereç, yani ”motor”.

    Aktarga Yuvası. Şanzıman.

    Atar. Örnek askeri düzenekler, yani füze/roket/… fırlatan düzenekler için. Dikey Atar, Yatay Atar vd., ”launcher [lançer]”.

    Birde. İşlerin tekdüze olmasını, ortak anlaşılabilirlik sağlayan anlayış ve düzenek, ”norm”.

  • #1703

    Caner Çetin
    Yönetici
    • Katkılar : 141
    • Konular : 64
    • Cevaplar : 77

    akma. Bu söz ”akan yıldız”ı anlatıyor, bunu Ahmet Vefik Paşa’nın Lehçe-i Osmânî’sinde (19. yüzyıl; 1890da ikinci baskısı yapılmıştır) tanıklıyoruz. Akan bilindiği gibi bir yıldız değil (ve olamayacağından), bir uzay taşı olduğundan ilgili deyim bilimli olmayıp tanıkladığımız bu söz gerçekten çok değerli ağırlı olduğu gibi yerinde dolayısıyla bilimli bir addır ve bilimi gerçeği yansıtmadğından, bilimsiz bir deyim olmasından ”akan yıldız”ın yerine kesin surette geçmelidir.

    zırhlı. Yad bir söz olmakla birlikte, günde silah ve savunma biliminde yerleşmiş ve geçerdedir, ayrıca, güzel de bir sözdür. Bilindiği gibi ana zırhlı (ASZ, Ana Savaş Zırhlısı) için sıklıkla ”tank” deyimi kullanıla gelir. Bu söz, özünde ”(su) depo”sunu anlatır ve döneminde İngilizlerin güvenlik gerekçeleriyle imleme koydukları bir addır. Almanlar bugün, örneğin, su deposuna ”Wassertank” derler. Yakıt doldurmaya ”(das) Tanken” derler. Günümüzde bunu sürdürmenin bir anlamı yoktur. Alışkanlık huyu da genelde iyi olmayıp, bilimde de pek yeri olmayıp (bkz. Pluto olayı, 2006 yılı) bilimce hareket etmenin doğru ve güzel olmasından, bilimin ve doğruların ardından gidenlerin, bilimi bilmeği sevenlerin zihinlerinin her dem zinde ve bilgileri yenilene bilir olmaları gerektiğinden kötü alışkanlığı/bilgiyi atmak, çok büyük ve iyi bir erdemdir. Bu yüzden, ana amacı zırhlı olmak (ya da ana amaçlarını görebilmesi için zırhlı olan) ve bu doğrultuda gerekli görevleri üstlenmesi nedeniyle zırhlı olan araçları kısaca ”zırhlı” diye tanımlıyoruz. Güdümlü için önerdiğimiz gibi (bk. güdümlü girdisi) her zırhlı türüne göre nitelene bilir. Örneğin, Ana Savaş Zırhlısı (ASZ, ”tank”, ana zırhlı), Hafif Savaş Zırhlısı/Hafif Muharebe Zırhlısı (HSZ/HMZ), Görevli Taşıma Zırhlısı (GTZ, ”personel” zırhlısı), Silah Taşıyıcı Zırhlı/Silah Zırhlısı (STZ/SZ), ve benzer.

    güdümlü. Drone. İlgili yazıya buradan ulaşa bilirsiniz: http://www.kargu.org/erdem-ocagi/konu/drone-uzerine

    takım. Bu söz çok güzel. takmak yani ”birleştirmek, bir araya getirmek, eklemek” anlamlı eyleminden gelir. Bir çok alanda kullanışlıdır. Kimi yerlerde neden bunca anlamsız iş yaparız, bunu bilmiyoruz, ancak, örneğin, battery sözü, ki bu söz Latince’ye gider, ”takım” anlamındadır. Böylece örneğin birkaç atardan ve ilgili emir denetleme ortasından (Emir Denetleme Ortası, EDO, ”komuta kontrol merkezi”) oluşan bir hava savunma birimi de, bir takım olur. Biz buna kısaca HST diyoruz. Kolay ve çevik kullanım. Hava Savunma Takımı. Topçularda ise bir ”batarya” birkaç takımdan ortaya geliyormuş. Buna da yine ”takım” anlamında olan ”battery” denilmesi, doğrusu çok garip. Böylesi bir yapı da, örneğin, bölük, bölme vb. diye çağrıla bilir. Örnekler artırıla bilir.

  • #1752

    Caner Çetin
    Yönetici
    • Katkılar : 141
    • Konular : 64
    • Cevaplar : 77

    Yürütücü. Yürüme, ilerleme eyleminin gerçekleşmesini sağlayan herhangi (ana) öğe. Örneğin ”motor (bkz.: motion)”.

    Kurulma/Kurma. Birçok ayrı unsurdan bir araya gelen, dolayısıyla kurulması gereken yapı, düzenek. ”system”. Dilimiz güçlü, köklü bir dil olduğundan, günde kısıtlı alanda kullanılsa da kurum, kurul, kuranak, kurulum vb. de denebilir. Hava Savunma Kurulumu (HSK).

    Dönerge. Dönen, dönmesiyle etki oluşturan, örneğin itme gücü yaratan, her türlü ara-ç (instrument). Örneğin ”turbine”.

    Güdümlü. Her türlü insansız olan dolayısıyla yazılımına ilgili kurmalar üzerinden yüklenen görevden ötürü güdümlü olup bu görevi gözetip yerine getiren araç. ”drone”.

    Kurulum. Örneğin ”programme”.

    GÖM (Görüş Ötesi Mühimmat). Atımı, atıcıya düşmanın karşılığı ola dışı olan bir uzaklıktan gerçekleşen, bu nedenden kendisine ”görüş ötesi”nde kalmasını sağlayan mühimmat.

    Aktarga. Aktarma eylemi gören her türlü tak-ım (apparatus, device; ”bölüm, bölme, yarga” anlamı dışında ayrık öğelerden bir araya gelen bir bütünü oluşturan bir yapıta tak-ıldığından). Örneğin ”transmission”.

    Pusma. Pusma, yani gizlenme, kolayca görülmeme sağlayan her şey. ”camouflage”. ”Düşman dağın ardına pusmuş (gizlenmiş, özel düzene geçmiş, pusuya yatmış).”. ”Bugün hava çok puslu.”. ”Düşman pusu kurmuş, nereden geldiklerini anlayamamışlar.”. ”Şu durguya (position) pustum ve konum/mevzi aldım.”.

    Dalgaduyar. Elektromanyetik dalga alıp veren donatı. ”antenna (”yelken direği”)”.

    Çalışga. Her türlü çalışan yani iş ortaya koyan, istenilenin karşılığını veren araç/araçlar bütünü. Örneğin ”machine”; ”mechanism”.

  • #1773

    Caner Çetin
    Yönetici
    • Katkılar : 141
    • Konular : 64
    • Cevaplar : 77

    Bir iki anımsatma.

    Yörünge. Bir gövdenin (Tr. kövtü(ng)‘den, ”insan, ağaç gövdesi” => ”cisim”, ”iskelet”; somut varlık) yür-üdüğü, yani çizdiği, geriye bıraktığı yol. ay yörünge-ni. Ay yörünge-si. Lütfi Divanı, 1400lü yıllar. Yörünge Bilimi. ”Ballistics”. Latince ballista, Yunanca bállein’nden, ”atmak, fırlatmak”. Almanca ”Balliste”, eski bir tür mancınık, atgıç.

    Uydu. İstenilen amaç doğrultusunda ilgili göreve bağlı olup güdüldüğü yere uy-durulan, yön verilen donatı.

    Açdı. Uzayı, mekanı keşfetmeye yarayan, olağan halimizle kör olduğumuz yerleri ve dolayısıyla bilgileri bize açan, görüntüleyen, veren, yollayan, kısaca bize ”açık (bir) göz” olan ve bilinmezi açan donatı. bkz. Uydu sözü. İlgili ek Türkçe bir ektir; bkz. umdu, Kutadgu Biliğ; süp(ü)rüntü, süprüntü, çer çöp, toz gübür, süpürülmesi gereken (ayr. ek konusu ile önce verilen sözler bağlamında bkz. süpürke/süpürge).

  • #1785

    Caner Çetin
    Yönetici
    • Katkılar : 141
    • Konular : 64
    • Cevaplar : 77

    Yel Dönergesi/Yeldöner. Yelden, yani hava akıntısından yararlanarak akma (Lehçe-î Osmânî, Ahmet Vefik Paşa, 1800lü yılların son çeyreği; electricity) üretmek üzere üretilmiş araç.

    Kapsam. Herhangi bir nesnenin, gövdenin, olgunun kapladığı, kapsayabildiği, ”sardığı”, çevrelediği, çemberlediği, ”kuşattığı” içerik. Ayrıca, sıkça ilgili -sa- eki* nedeniyle dillendirilenin tersine doğru yapım; nitekim kapsa- eylemi tarihi kaynaklarda sıkça geçer. Capacity.

    *”Bir şeyi yapmak istemek”i bildirir genel kuralınca. Aşsadı: (Onun) canı aş/yemek istedi. Ancak, daha Kaşgarlı döneminde değişik anlamlar da verdiğini kaynaklardaki verilerden ve Kaşgarlı’nın kendi eşsiz eserinden açıkça anlıyoruz. Hatta, bizzat bu eylemi bir örnek sözünde (”Toplum çevresini sardı.”) de ilgili eserinde tanıklıyoruz. Birileri çok konuşmak yerine çalışıp bu kaynakları hakkıyla taramalı.

    Kapsal. İçine alan, kaplayan herhangi bir gövde, şey. Muhâkemetü’l Lugateyn (1400lü yıllar), Ali Şîr Nevâi. Ayrıca bkz. Kapgan Kağan (k.a.), ünlü Türk kağanı.

    Sünel. Sünmek ile ilgili olan; sünen; sünüp o durumda kalan.

    Süngel. Sünel özden oluşan madde. ”(E)Lastik”. Bkz. Türkçenin Kayıp Kelimeleri, Ahmet Dinç.

    Ayrıca ilgili ek için:

    Yanal.
    Öncül/Önel.
    Sanal. (Var) San-ılan, ama gerçekte, ya da somut anlamda var olmayan.
    Özül. Kendiliğinden. Automatic.

    Esnel. Esneklik ile ilgili olan; esnedikten sonra yine ana kipine geri dönen (özellikte olan). Esnel Biçimlenme. Elastic Deformation.

    Akıcı. Aşağıda bkz. Akıcı Biçimlenme. Plastic Deformation.

    Kip. Kalıp, her hangi bir şeyin kalıbı. Formula. Gibi sözü buradan gelir. Onun gibi. Onun yapısında/kalıbında. Onun gibi yap. Onun yaptığınca yap./O nasıl yapıyorsa öyle yap. Bkz. Kaşgarlı, ilgili girdi. Azerbaycan ağzında° da ”gibi”ye Türkiye ağzına karşılık sert sesli ”kimi” denir.

    Biçimlenme. Bir biçimin, ol-gunun her hangi bir biçimde oluşması, ortaya çıkması, biçim alması, var olması/sayıl(abil)ması; (yeniden) biçimlenmesi; biçimden biçime geçmesi, bir biçimde iken her hangi bir olgudan ötürü, örneğin uygulanan bir güç, olumlu olumsuz ayrı, başka bir biçime geçmesi.

    Duyucu. Çok duyucu, hassas olan; duygulu; çokça duyan/sürekli duyan (yani hisseden, sezen; kavrayan, idrak eden [beş duyumuzla yaptığımız, beş duyumuzun bizi yönlendirdiği, sevk ettiği her olgu. Bundan ötürü de ”haber” duyuru, çünkü bizi her yönlü yönlendirir.*]). Sensor. Tarama Sözlüğü -> Kâbusnâme Çevirisi, Mercimek Ahmet, 1400lü yıllar; ilgili söz burada, örneğin, geçer. Özgün yazma 1100lü yıllar Farsça bir eser.

    *Hem iştir (kulak), hem görürüz (göz); hem düşündürür, hem öğreticidir. Hem duygularımızı harekete geçirir, örneğin içimizde tepki doğup, bu da hatta bizi harekete (yürümek, ayakların yere basması, harekete geçmek, değmek, karşılaşmak, …) geçirip sokaklara dökebilir, hem de, diyelim yeni bir yemek tarifesine denk gelip onu uyguladığımızda bu yeni tada kavuşmamızı (tatmak, koklamak) sağlar; duyurular. Beş duyu dememiz de, buradan gelir. Diğeri, altını çizerek söylüyoruz, işitmek‘tir. Bunu, aynı Barış Özcan’ın (bkz. YouTube) ”news” sözüne kendince şu güzel, anlamlı yakıştırmayı yapması gibi düşünebilirsiniz: North East West South => Dört yönden, yani her yerden bilgi alıyorsunuz, uyarılıyorsunuzdur.

    Ayrıca -çı/çi ekinin olağan, bildik dışında değişik anlam(lar)a, örneğin nitelek olarak kullanıldığında (yani bir olguyu niteleme, anlatma durumuna girdiği yerde), da gelmesiyle ilgili:

    Sarsıcı. Bu kasırga çok sarsıcı.
    Çarpıcı. Çok çarpıcı bir olay gerçekleşmiş.
    Akıcı. Çok akıcı bir konuşması var.
    Çekici. Çok ilgi çekici gerçekten!

    Görüm Yuvağı/Görümyuvağı. Yusuf Has Hacip Uzay (Yıldız) Bilimi ile uğraşan bilimcinin yulduzçı, yani yıldızcı olduğunu 1070li yıllarda belirtmiş olmasıyla, bundan çok daha önceki kaynaklarımızda (Uygur) bir körümçi (görümcü, görümleyen, izleyen, göz-e alan ve izleyen) sözüne de denk gelinir. Bu söz müneccim, falcı; yıldızlarla ilgilenen, yıldızlara bakan anlamıyla verilir. Günümüzde uzayın, yıldızların, gezegenlerin* izlendiği hane, yani eve de gözlem evi (rasat hane) denir. Bu geleneklerden, Yusuf Has Hacip, Uluğ Beğ’leri, hatta bilmediğimiz, ileride bileceğimizi umduğumuz bilimcilerimizi unutmamak ile minnet gereğinden ötürü telescope (”uzak-görme/uzağı görme”), yani uzakları görmek, uzakları yakın kılmak aracına Görüm Yuvağı demek istiyoruz. Buradan, yani, bu düşünce ve anlayıştan hareket edip ilerleyerek, örneğin bir uzayda bulunana (Hubble gibi), Uzayyuvağı ya da Uzay Görüm Yuvağı deyiminin kısaltmasını alıp ilgili durumlarda kısaca UGY de denebilir.

    Yuvu. Cylinder. Tarama Sözlüğü.
    Yuvak. Cylinder. Tarama Sözlüğü.

    *Tarama Sözlüğünde (hangi eserde geçip eserden dizine (TS) alındığına bakmadım) buna yürüyücü yıldız (= gezeğen yıldız, diye verilir), yani yürüyen yıldız dendiğini, sözün geçtiği ilgili eserde saptamış olmamızdan, da gördüm (bkz. Tarama Sözlüğü, Türk Dil Kurumu). Yıldız, özgün biçimiyle yulduz [yıldız; ”kök/esas/dip” gibi anlamlara gelir] sözü de ışıldamak, parıldamak ile ilgilidir. Yula sözü örneğin ”kandil, meşale; ışık” anlamına gelir. Gezegen sözü de, gezmek eyleminden gelir. Çünkü geze-gen-ler dolanıyor, sürekli, durmaksızın yürüyorlardır. İlgili söz de ”sürekli gezen” anlamıyla yine Tarama Sözlüğü’nde geçer. Burada anılanlarla ilgili ayr. bkz., Yörünge girdisi (bir önceki gönderi).

    °Türkçe tek bir dildir. Türlü lehçeleri, ağızları, kimisi bir birinden hayli uzak, yapısı da bazen az çok değişik olsa da, vardır. ”Dilleri” yoktur. Beyinlerde bilinçlerde bu sınırları ilkin kaldırmamız gerektiği için bilindik anlamına karşın/dışında bu kullanıma gidiyoruz. Böylece her hangi bir Türk ilinde (ülke) konuşulan gen-el/yaygın ”dil” dışında yörede, taşrada*, köyde, kırda halk(ın konuştuğu) ”ağız”ın kayıtsız şartsız Türkçenin bölünmez bütünlüğü içinde olduğuna dolaylı da vurgu yapıyoruz.

    *Dış(a)rı-da.

  • #1790

    Caner Çetin
    Yönetici
    • Katkılar : 141
    • Konular : 64
    • Cevaplar : 77

    Alık. Açma. Her türlü ağzı, girişi, açılan ya da açık olan, içine bir şey alan, çeken, bir şeyin girmesine izin veren, … bir takım. Örneğin bir gazdönerin beş ayrı bölmesinden birisi, ilki olan Hava Alığı.

    Yuva. Herhangi bir olumu, şeyi, içeriği kaplayan, koruyan, örten, korunak sağlayan, … yapı. Aktarma/Aktarga Yuvası. Transmission Case/Getriebegehäuse.

    Verim. İcraat Gücü. Herhangi bir yapıtın, donatın çıkarabildiği, verebildiği karşılık, verim; ortaya koyduğu, koyabildiği iş/yapma gücü.

    Yürür. Her türlü yürümede, harekette olan. Yürür Donatma. Mobile Platform. Yürür Takımlar. Yürür Tilgenler. Triebwerk (Yürüme/Sürme/İlerleme/Devinme için gerekli olan takımlar bütünü).

    Isıl. Isı, sıcaklık ile ilgili olan.

    Delme. Hepimizin bildiği eylem. Penetration değil, ”penetrasyon” hiç değil. Bir iki gün önce GİSBİR’liler, YouTube üyeliklerine yükledikleri bir izletide de hepimizin menzil/varış, varma yeri/hedef yer/ulaşma yeri/nihai menzil/karar yer/belirlenmiş (yer)/… dediğimiz olguya ”determination yeri” dediler.

    Kafayı sıyırmayın derim.

    Dingil/Dengil (Te(ng)gil). Bugün denk (te(ng)) dediğimiz sözle ilgisi açık. Axis denilen takımı, ki bize Arapça’dan giren ”eksen” sözü de bu kökten geliyor anlaşılan, anlatması bundandır. Bkz. Denge. Bir şeyler şimdi daha anlamlı geliyordur. Ayr. bkz. Tüz(-) (Düz(-)). Aşağıdaki örnek söz Kaşgarlı’dan.

    ol bir ne(ng)ni birke te(ng)gerdi. O, bir nesneyi başka bir nesneyle/şeyle dengeledi (ikisinin arasında denge kurdu).

    Donatı. Özel, iyice donatılmış bir yapı. Örneğin bir uydu ya da açdı.

    Gereksi. Çok sevdiğim bir söz. Gerek duyulan, ihtiyaç durumunda olan, (kesin) elde bulunması gereken her tür. Gereksemek. Bir şeye gerek duymak. Koşun (army) son sürüm, en gün-cel/yeni (modern) gemisavar füze kurmasını gereksedi böylece gerekli yerlere gereksisini iletti. İster. Requirement. ”Hava sahamızı koruyan, gelişmiş uçak ile füzesavar bir kurma en büyük, üst düzey gereksimizdir.”

    Yuval. Yuvak biçiminde olan. Ayr. Yuvalak için bkz. Tarama Sözlüğü.

    Sıkıştırıcı. Sıkıştırma eyleminde bulunan her türlü ara-ç.

    Yiv. İnce oluk yol; çizgi; aralık. Bu gün ”yivli tüfek” dememiz, buradan gelir. Bkz. Tarama Sözlüğü.

    Görevli. Her toplumun olaylara olgulara kendi bakış açıları vardır. Biz Türklerin de var. Bunlar dilde karşılığını bulur. Bulmasıyla da, anlam ve hak iadesi yerini bulur. Görev yürüten, kutlu görevlerde bulunan, sağ kalmamızı sağlayan, yeri geldiğinde kendi canını bil-e veren; görevinin isterlerini gereksilerini karşılayan, işleyen kişiler birer görevlidir. Her görev de kutludur. Sıradan ”persona”, yani kişiler değillerdir. Görevleri yücedir, kutludur. Ülkenin, sokağı temizleyen temizlikçisinden, ölçen, sayan, yapan (”ortaya eser koyan”) mühendisinden çalışanından askerine kadar herkes birer görevlidir. Çünkü görevleri, bu ülkenin esenliğini, güvenliğini korumak/sağlamak, ülkeyi bayındır hale getirmek, bayındırlığını korumaktır. ”Toplum”un da görevi, bu ”anlam”ları korumak, anlam bayındırlığını gözetmektir. Görevli Güvenliği (GG).

  • #1797

    Caner Çetin
    Yönetici
    • Katkılar : 141
    • Konular : 64
    • Cevaplar : 77

    İtme Akağı / İtmeakağıİtme Basağı / İtmebasağı. Thruster. Thrust nozzle. Schubdüse. Akak. İçinden akıntı, bir akış geçen takım, nesne, yer. Basak. İçinden basınç, baskıyla bastırılmış bir akıntı ya da herhangi bir olgu geçen takım, nesne, yer. Bkz. Çatak, Batak, Sapak, Sancak (Sançak), …, . Ek bilgi: Nozzle ”nose (Alm. Nase)”, yani ”burun” demek olan eskicil ”nas-” kökünden geliyor.

    Yaptı. Bir yol, yöntem doğrultusunda kuranağı hazırlanan, bu yordamca da ortaya konan (= Yapmak. Crafting) eser. Binalara, eserlere yapı/yapu/yapuğ denmesi bundandır. Bkz. Tarama Sözlüğü. Bkz. Yapıt. Gökyaptı. Hava Yaptısı. Aircraft. Üretmek. Çoğaltmak. Üremek. Çoğalmak. ”Durmadan ürüyorlar.” Bkz. yine TS ile günümüzden verdiğim örnek söz. Araç sözü, her ne kadar oturmuş olsa da, bu olguyu anlatmıyor, anlatamaz. Tüm yapılan, ortaya konan eserler kişioğlunun işlerini, işlerimizi görmek için birer araçtırlar (”aracı olan”), ancak, işin özünü, edilmiş, yapılmış, uygulanmış olanları, emeği, … anlatmak açısından bu söz yerinde değildir. Ötüken Uygur döneminden bir Uygur kağanı Soğdlara Bay Balık’ı (”Zengin Kent”; son söz için bkz. Bal-çık.) ”yapıtıbertim (yaptırıverdim)” yani yaptırı verdiğini söyler. Yapağ. Tilgen (uzuv, organ). Yapçı. Yapı/bina yapan usta. Yap(g)uçı. Yapan, yapıcı, inşaa eden, var eden, var kılan, ortaya koyan. Yapıcı. İnşaat ustası, … . Yapığçı. Mimar. Yapınmak. Kendisi için yapmak; hazırlanmak. Yapındırmak. Yetenekli hale getirmek; alıştırmak; elde ettirmek. ”O işi öyle yaptı.” örnek sözündeki ”yaptı”dan biraz değişik sesletilir. Bkz. Elti sözü.

    Ayrıca yapışmak, yapıştırmak üzerine de düşünmekte yarar var. Birçok ayrı (ayrı ayrı takımlar, parçalar) bir araya getirilince (”yapıştırılınca”) ”bir şey oluverir”.

    Devinim. Devinme eylemi. Devinim Bilimi. Kinematics. Kısaca Devinmek de denebilir. Bkz. örneğin Bilmek. ”Bilim”. ”Yemek yemek.”Devinim bilimince (yapısından öğrendiğimiz bilgiye/gerçekliğe göre) bu iş böyle yapılmalıdır.” ”Devinmeğe (”devinme özdeğine*”) göre bu biçimde eylenmelidir.”

    *Sonra değineceğim. Şimdiden bağ kurmak, yapısını anlamak için görün: Ördek.

  • #1802

    Caner Çetin
    Yönetici
    • Katkılar : 141
    • Konular : 64
    • Cevaplar : 77

    Savmak. Her hangi bir sorunu gidermek, bir sakıncayı, tehdidi ortadan kaldırmak, yani, savmak. Savma. Savmak eylemi; bir kezlik hamle. ”Gemimizin ana topu saptandıktan sonra tanımlanıp belirlenen düşman unsura on kez savmada [on atış] bulundu (on kez ”engage” oldu).” Savmak Kuralları. Ayr. Bkz. Savaş. Muharebe, harp. Savaşçı. Muharip. Savaş Eri. Muharip. Savaşı Savmak. Mücadeleyi bertaraf etmek. Savaş Yeri. Muharebe Meydanı. Savaş Yürütmek. Harekata geçmek, hücuma geçmek. Savaşmak. Savaşmak. Savmak. Geçiştirmek, defetmek, bastırmak, atlatmak, uzaklaştırmak, gidermek, bertaraf etmek. Savulmak. Savuşturulmak, geçiştirilmek, atlatılmak, bertaraf edilmek, giderilmek. Savuşturmak. Savutmak. Savmak, uzaklaştırmak. ”Özel güçler, karşı binada bulunan düşman unsurları savmaya geçti.”

    Kaynaklarda bir ”tüfenk serpmek” kipi var: ”Küffar bunlara dahi tüfenk serpup ceng eylediler.” Yaylım ateş, birden çok ateş etmek demek. Gemi topu kullanım kuralları ile doğasını/işleyişini bilmiyorum, büs bütün örnekleme yapıyorum: Örnek sözdeki geminin ana topunu alacak olursak, örneğin üç kez ardı ardına ateş etmesi/ettirilmesi bir serpme savma (SS) eder. Bundan on savma da toplam 30 atım eder. Böylece gemi düşman unsura on kez savmış/savmada bulunmuş, olur.

    Devingi. Propulsion. Engine. Antrieb. Bkz. Yaygı. Kaygı.

    Güçüm/Gücüm. Güç = ”güç” iken, Güçüm = ”güçün işleyişi/doğası”nı anlatır. Güçüm Bilimi. Dynamics. Güçüm Kuralları. Aynı. İlgili sözün anlamı nedeniyle kısaca Güçüm de denebilir. Bir önceki gönderideki Devinmek gibi. Devinmeğe demin, ayrıca, genelağda araştırırken tesadüfen Devimbilim dendiğini de gördüm. Güçümbilim demek de olur, örneğin Dilbilim(i) dendiği gibi. Değerlerimize sahip çıkmalıyız. Ayrıca Güçel. Güç ile ilgili olan. Bkz., önceki gönderilerde ilgili yapıda olup verilen (örnek) sözler.

    Kural. Etki, nüfuz. ”Silah” anlamındaki söz ”hasar, zarar” anlamı veren Kor‘dan gelen Koral‘dır. Bkz. Aselsan’ın Korhan donatması/zırhlısı. Bu gün ”kural”a Kural dememiz buralardan gelir. Kur. Rütbe; mertebe; ku(r)şak; …, …, -> etkili, yüksek kurlu, üst düzey kişiler; …, … … => Kural: etki, esas, kural, nüfuz, …, . Kurağ. Meclis. Kişilerin kurları geleneğimizce bele bağlanan ku(r)şaklardan belli olur. Prof. Dr. Tilla Deniz Baykuzu ustanın bu konuda daha okuyamadığım bir çalışması var; ”İslam Öncesi Türklerde Kur ve Kurluk” yazarsanız çıkar. Aynı/benzer anlayışlı uygulama sanırım bu gün örneğin Japonlarda görülebilir. Bkz. Karate.

  • #1805

    Caner Çetin
    Yönetici
    • Katkılar : 141
    • Konular : 64
    • Cevaplar : 77

    Kızılöte(si). Infrared. Infrarot. Infra (Lt.) = Alt, aşağı. Bundan, Infrastructure/Infrastruktur. Altyapı. Buna Anadüzen de denebilir, bu yüzden: Tüzük. FLIR = Forward Looking Infrared. İleri Kızılöte(si). İleriye Dönük Kızılöte. İlgili takımın başı ileriye dönük olduğu için. İlgili tanımlama da ondan. Dileğince kısaltmaya gidilebilir.

    Çığrı. Sphere. Globe.

    Kaşgarlı’dan.

    te(ng)ri ajun törütti
    çığrı ediz tezginür*
    yulduzları çergeşip
    tün kün üze yörgenür

    Tanrı ajunu yarattı
    Çığrı durmaksızın dönmektedir
    Yıldızlar sıra sıra sıralanmıştır
    Gece, gündüz üzerine top gibi sarılmaktadır.

    => Yörgençü. Dolak. Yörgenç. Ağaca sarılıp onu kurutan bir bitkinin adı, sarmaşık (Hedera helix). Yörgenmek. İp ile benzerlerin bir nesneye sarılması (= dolanması => yuvarlakça/yuval/yuvalak sarılmak).

    Dörtlüğün ikinci ile dördüncü sırasına dikkat. Sözlerin arasında bazen çok büyük gerçekler vardır.

    *Kendi dengili çevresinde dönmek. Tezginç. World. ”Kendi dengili çevresinde dönen”. Yusuf Has Hacib’in ”dünya (Ar., ”aşağıda ya da beri yanda olan olgu”; danı(ı): aşağı, beride)”ya verdiği ad.**

    **Bundan önce de yer denir/di. Bu yüzden halen yer (yüzü) deriz. Yağız Yer. World. Bundan da yine günümüzde malum anlamda Kara deriz. Yer Sağrısı. Aynı, yer yüzü. Ayrıca, Toprak. Hem toprak, hem dünya. Bkz. Earth/Erde. (On Earth. Auf der Erde.) Ayr. bkz. Kaşgarlı Mahmud.

    Ek bilgi: Her hangi belirli bir yer/konum ise Orun‘dur (location). Şimdiden görün: Oran. Ordu. Orta.

    Gökçığrı. Celestial globe/sphere. Bkz. Kaşgarlı Mahmud, ”çıgrı” girdisi (”kök çıgrısı”).

    Sin. Sinkap. Stealth. Sinkaplı. Sinli. Sine sahip donatma. Sinli/Sinkaplı Savaş Uçağı. Sin Savaş Uçağı (SSU). Sinmek‘ten. Örneğin bir yere sinmek, yani gizlenmek, ortadan kaybolmak, gözden kaybolmak. Si(ng) Si(ng). Saklana saklana. Bkz. Tarama Sözlüğü (300e yakın eserin verisini barındırır). Ayrıca gönderilen imlerin/dalgaların (signal) sindirilmesi, yani emilmesi, hazmedilmesi (= ”sorunun oluşmaması”) bakımından da güzel bağ kurulabiliyor.

  • #1809

    Caner Çetin
    Yönetici
    • Katkılar : 141
    • Konular : 64
    • Cevaplar : 77

    Önbilgi: ”(var)” ile imlediklerim oldukları/verdiklerim biçimleriyle kaynaklarda geçen sözlerdir. Ancak, gerekli gördüğüm yerlerde uyguladım.

    Etken. Factor. Eden (Etgen -> g düşmesi: Eten/Eden; k olması, g’nin sertleşmesi, daha doğrusu, ilgili sözün -gen ekinin sertleşmiş biçimiyle [-ken] kurulmasından*). Et-mek‘ten. Eter/Eder. Effect. Wirkung. Result. Folge/Ergebnis. Yani aynı anda ”sonuç”. Eter biçimiyle tarihi bir kaynakta (Mukaddimetü’l Edeb, Çağatayca yazma) aynı anlamda geçer. Etki** de buradan. Etkioranı. Efficiency. Wirkungsgrad. Etkin. Eden/kılan/eder/kılar durumda olan; edenin özelliğinde olan. Bkz. Azgın. Azmış olan; azmış olanla benzek.

    Ekbilgi: -gin/-kin//-gın/-kın ile -gan/-kan//-gen/-ken ekleri ayrıdır. Bkz. Taşkın. Argın. Yorgun. Buzkun (fırtına (fortuna; İt.?)). Bozgun. – Değişken. Çalışkan. Üşengen. // İlk tümcede andığım ilk ek etkin, ama geçişli/geçecek olan durumları anlatır. İkincisi ise etkin, ama sürekli durumları anlatır. Durağan. Olağan. Ama, Kargın. Eriyen karların oluşturduğu akar su; karışık yağan yağmur. Ötkün. Sağanak; etkili/tesirli, delip geçici (=>, bir tür ok başağı), keskin; gök gürültüsü. Ötgen. (Sürekli/çok) öt(g)en.

    *Türetmek demiyor, çünkü bu deyimi ilgili yerde sevmiyorum. Yanlış algılara neden oluyor gibi. Buna söz kurmak denir. Dil bunun için vardır çünkü. Olguları anlatmak için. Elinizdeki malzemeniz (söz varlığınız; kökler, gövdeler, ekler, …) ne ise, kuralları (dil bilgisi/grammar/Grammatik) da nasıl işliyor ise, bunlara bağlı kalarak işinizi gören tanımlamaları kurarsınız. Ayr. bkz. Ötüken.
    **Bkz. Silgi. Devingi. Keski.

    Tepkin. Reactional. Reaktional.

    Oran (var). Ratio. Ölçü. Nispet. Had. Derece. Miktar. Sayma (”hesap”). Ayar. Karar. Orantı da buradan gelir. Orantı. Proportion. Verhältnis. Her türlü oranlı, biçimli, sayılmış, ölçülmüş iş ile olgu. Oranlamak. Oranını, derecesini, ayarını, yani oranını bulmak. Ölçüp biçmek. Calibration. Oranlı (olmak). İlgili biçimde olan iş ile olgu; ilgili biçimde iş yapmak, o tutum içerisinde olmak (to be rational). Orancı (var). İlgili işi eden. Oranlık (var). Gereğince, kararınca; olması gerektiği gibi; ilgili durumda olan; ilgili durumla ilgili (olan). Calibration. Oran bulmak/olmak (var). İlgili duruma gelmek, ayarını/derecesini, oranını bulmak. Oransız (var). Saymayan, önünü ardını hesap etmeyen; ilgili durumdan uzak olan, o durumda olmayan, ölçüsüz. Oranlayıcı. Ölçüm aracı.

    Teğre/Değre (var). Circle. Teğrek (var). Bir nesnenin halkası. Teğirme (var). Yuvarlak nesne. Teğirmen/Değirmen. Aynı. => Yeldeğir/Yel Değirmen(i)/Yel Değirme(si). Teğirmi/Değirmi. Yuvarlak, çevre; çevresinde, çevirerek. Teğirmek/Değirmek. Çevirmek, döndermek; yaklaştırmak. Devirmek sözü de bu sözden evrilme sanıyorum; bkz. Devir. Devirmek. Döndürmek, çevirmek, ters çevirmek. Teğire (var). Çevresinde. Teğirmile (var). Çepe çevre. Teğirmilemek (var). Yuvarlaklaştırmak, çevrelemek. Teğrik (var). Çevrilmiş; yuvarlak; ”Çevrik” gibi. Sonuncusunu ailem ”çevrilmiş alan/kapatılmış alan/çit” için kullanır.

    ”Daire”ler hiç iyi değil.

    Kule. Turret değil. Olağan yaşamınızda da her hangi bir kuleye turret demiyorsunuz. Derseniz gülünç duruma düşersiniz. İngiliz de olağan yaşamında bir olgu olan kuleden (turret) esinlenerek zırhlının başına ‘kule’ demiştir. Birisi size ””Turret” ne demek?” diye sorup, siz ”Kule.” yanıtını verip, ”E iyi de, kuleye niye İngilizce ”turret” diyorsunuz?” karşılığını aldığınızda ne demeyi düşünüyorsunuz? Dile dolayısıyla milli bünyeye zarar verdiğinizin ayırdımında değilsiniz. Penetration’cı çalışanlarımız da değil ne yazık ki. Ayrıca kendi zihin yollarınızı da tıkıyorsunuz. Bilin niye. Zırhlı Kulesi. Silah Kulesi.

  • #1814

    Caner Çetin
    Yönetici
    • Katkılar : 141
    • Konular : 64
    • Cevaplar : 77

    Yörünge. Trajectory/Geschossbahn. Laufbahn. Her türlü geride bırakılan, yürünen, yürünmüş olan yol. Kısaca ”atım/atma yolu” yerine de kullanılabilir. Ayrıca, Çığır. Her türlü ince, dar yol(ak). Yolak. Küçük yol; yol çizgili. ”Çığır açmak” deyimi de bundandır.

    Kapsal Konumlama Kurulumu (KKK/3K). GPS (Global Positioning System). ”System”ler çok kuru olup bir de birçok güdüyü, düşünel (devinme) gücü(nü) yok ettiği gibi, Fransızca ”-sal” ekinin dilimizde işi yoktur; ki, o da ilkini yapıyor. Oysa, dilimizde bu işi görecek birçok ek vardır; daha da kullanışlılardır. İlgili sözdeki ”-sal” ise -sal değil, -sa-l’dır. Kap-sa-l. Kapsamak. Kaplamak, kavramak, örtmek; kaplamayı istemek. Kapsam (Kaplam). Capacity. İlgili kap-sa- yapısına Türkçe ey-le-m (fiil) yapan eklerden yalnızca birisi olan -l eki getirildiğinde de ”kaplanmış olan”ın bu ilgili durumunu/özelliğini anlatmış olmak ile ”kaplamakla ilgili” anlamı verilir. Aynı anda ad olarak da kullanılır: Bir şeyi, olguyu kaplayan, kaplamış olan nesne; içine alan, kaplayan her hangi bir gövde (bir tür korunak örneğin). Diyorum ya, kullanışlı. Olayın özü bu. İşe yaramak. ”Kapsal” da girdide ”bütünü kapsayan, kaplayan, kuşatan => tüm yeri (world, yer yüzü) alanına almış/kapsamış” anlamındadır. Gen-el (gen-iş, geneş/keneş (istişare/şura), genlemek, …) sözüyle (de) bu anlatılmak istenmişse de, yine de bu söz ‘genel’ düşüyor çünkü süreç içerisinde generel’e indirgenmiş gibi bir durumu var sanki; yoksa international network (inter-net)’a ”genelağ” denmezdi; sanırım bir burada istenmiş olan anlam yaşıyor. İşin doğrusu gen-el’in generel’i anlatması da tam (daha) da yerinde.

    ”3K tüm kapsalı kaplayan, uydu aracılığıyla bir konum/durgu belirleme kurulumudur.” Burada ise şimdi, özel tanım durumunda olan, güzel betimleyici, ”globe” yerinde (ilgili sözün (”globe”) -öz- ”anlamında” değil*) bir söz de vermiş oluyoruz. Gayet bilimli, oturaklı bir deyim.

    *Kap sözünün ”rahimde ceninin çevresini çeviren zar” anlamına (da) geldiğine, bu zarın bir tür ”globe” biçiminde olduğuna bakarsak, öz anlamında da. Zaten kap kaçaklara ”kap” dememiz de bunlarla ilintili olsa gerek.

    Toplamak (var). Top ateşine tutmak.

    ”Çekdirme imdada gelip ol dahi kal’ayı toplamağa başlayıp ve içinde olan askerini ateş-i peykâr ile haşladılar.”

    Çekdirme (var). Yel-keni ile küreği bulunan gemi. Çekdiri, Çektiri, Çekdire, Çektire de denmiştir. Hem savaş hem ticaret için kullanılmıştır. Gelenektir; denizcilikte bir yerlerde kullanılabilir.

    Döğmek (var). Bombardement. Topa tutmak.

    ”İkinci hısara sarılıp yirmi gün döğdüler.”

    Dördül (var). Dört köşeli olan.

  • #1821

    Caner Çetin
    Yönetici
    • Katkılar : 141
    • Konular : 64
    • Cevaplar : 77

    Önbilgi: Görülmesi bilinmesini istediğim sözleri de geçeceğim.

    Erkek Demir (var). Çelik.

    ”... ve demürün pek eybes ve ecvedine denir ki erkek demür ve çelik ve demişkî ta’bir olunur. Fariside pûlât ve muarrebinde fûlâz derler.

    Erkek. Erk ile ilgili, anlamı ”erklenmiş => güçlenmiş, güç/erk ile olan kimse/nesne”. Erk-ek. Erk ise er-k yapımıyla. Çok anlamı var.

    Çelik (var). Çelik. Anlamı ”iyice döğülmüş”; burada: ”(İyice) döğülmüş (böylece oranına getirilmiş) demir”. Çelmek’ten: Döğmek (dövmek), vurmak.

    Kurç (Demir) [var]. Aynı.

    Gönder (var). Kargı, mızrak.

    Meğer gönder demreni (temren, yumuşamış biçim) içine zehir koyup hiyle etmiş imiş.

    Tonanma/Donanma (var). Donanmış, donatılmış (olan nesne/şey).

    Sabah oldu derya yüzünden bir tonanma gemi çıktı. Halk rengâ-reng tonlar giymiş, şadılıklar ile çalıcılar…

    Tonatmak/Donatmak. Donatmak, kuşandırmak.

    Üç yüz gemi donadup yeniçeri ve azebânı kadırgasına bindirdiler.

    Teker (var). Circle. Teker/tekerlek.

    Ayr. bkz. Teğre girdisi.

    Tekerek (var). Circle. Disk.

    El-kursatü: Ve dahi güneşin cirmine ve tekereğine de kursu’ş-şems derler.

    Bugün Almanca’dan bildiğim Kurs, İngilizce course, sözü de bu Arapça sözden geliyor olabilir. Cirm ise cüsse, yani bizim gövde dediğimiz, demek.

    Öğrence (var). Yeni öğrenilirken yapılan iş; alıştırma. Stage. Internship/Praktikum. Apprenticeship/Lehre/Ausbildung. Meslek edinimi/öğrenimi. Uzluk. Apprenticeship. Bkz. Uz ile Uzman. Uygun anda değineceğim. Öğrenmek. Usul usul alışmak; edinmek. Öğlenmek. Akıllanmak.

    Sanıgüç. Sanılan, var sayılan, zann edilen, ama gerçekte var olmayan güç. Fictitious Force/Scheinkraft. Sanı (var). Zann (Ar.).

    İşbaşı (var). Chef.

    Kısı (var). Pressure/Druck. Compression/Verdichtung. Kıs(g) (var) [olağan g düşmesi]. Compressor/Verdichter. Kısma Odası/Bölmesi.

    Kurlu (var). Arranged/Zusammengestellt, Hergerichtet.

    Döğün (var). Bombardement.

    Göğe (var). Altı mavna, üstü kalyon olan, yirmi altı çift kürekle çekilen eski bir savaş gemisi.

    Çekdiri envâı: Oturak adedi i’tibariyle firkata, perkende, kadırga, başterde, mavuna, göğedir.

    Altı mavuna, üstü kalyon olursa göğe derler, (”se..f?te”; söz okunamıyor, baskı hatası) bir def’a yapılmıştı.

  • #1825

    Caner Çetin
    Yönetici
    • Katkılar : 141
    • Konular : 64
    • Cevaplar : 77

    Dökülgen (var). Dökülmesi/eritilmesi olanaklı olan, uygun olan. Fusilis (Lt.). Gießbar (Alm.). Pourable (İng.).

    İşleme (var). İşlemeklik (var). İşlenen, yapılan, ortaya konan. Labor, merces (Lt.). (eine) Verarbeitung (Alm.). Workmanship (İng.).

    Aktı (var). İş; yaptı, işleme. Bkz. Açdı (açtı) girdisi.

    İşleyici (var). Operator (Lt.). Anwender (Alm.). Operator (İng.). Bkz. Kullanıcı. ”Operatör” kimin ürünüyse, çok dayaklık(lar).

    İşlenmiş (var). Kurulmuş, vara gelmiş, vücuda gelmiş (olan). İşleme. Effectus (Lt.).

    İşgörmüş (var). Sınanmış olan, denenmiş olan (deneyimli), işbilen, işbilir, uzman, bilir kişi, bilici. Expertus (Lt.). Fachmann (Alm.). Specialist/Expert (İng.).

    Denenmiş (var). Sınanmış, işbilir, …, . Expertus (Lt.).

    Denenmemiş (var). Yukarıdakinin tersi. İnexpertus (Lt.).

    Sınanmış (var). Aynı.

    Sınanmamış (var). Aynı.

    Yaldık (yıldız). Sirius (Lt.).

    İvmek (var). Hızlı yürüme/çapma/eşme; devinimi arttırma. Incedere (Lt.). (das) Beeilen/(die) Eile; (die) Beschleunigung (Alm.). Hurry; Acceleration (İng.). İvme dememiz bundan.

    İv(i) [var]. Hız, sürat.

    => İvgi. Katalysator (Beschleuniger)/Catalyst.

    Altta verdiğim ilgili sözcükle ilintili çekime iyi bakınız. Tanıdık, günümüzde çok sık kullanılan bir deyimde geçen bir sözü anımsatacak bir girdi var. O sözün anlamı özünde, bugün anlattığı olgu değil, o olgu nedeniyle oluşandır.

    Demirkapan (var). Magnes, attractivus (Lt.). Mıktnatıs, magnet buradan.

    Altta verdiğim çekimlere bakınız. Orada ayrı bilgiler var, özellikle günümüzde çok sık kullandığımız bir sözcük üzerine.

  • #1831

    Caner Çetin
    Yönetici
    • Katkılar : 141
    • Konular : 64
    • Cevaplar : 77

    Dolay Hava Savunma(sı) (DHS). Dolay Savunma Düzenek (-ği) (DSD).
    Yakın Alan Hava Savunma(sı) (YAHS). Yakın Alan Savunma Düzenek (-ği) (YAS).

    Close-in Defense Weapon/Nahverteidigungswaffe – Close-in Weapon System (CIWS)/Nahbereichsverteidigungssystem. Phalanx adlı savunma (geschütz/gun; bizim söz füzeli olanı da anlatır) bu türdendir. UMTAS olayı. Füze tabanlı olanlar olduğu gibi ulkulu (lauf/barrel; var) olanlar da var. Goalkeeper bu türdendir. Karada da kullanılırlar.

    Vurucu. Gun (Lt.). Geschütz (Alm.). Gun (İng.).

    Sekendür. Saturn(us) (Lt.). Bildik gezegen.

    Dolay(ı) (var; Dolayu, Tolayı, Tolayu). Muhit, çevre; çepçevre. Dolamak‘tan. Bkz. Teğre girdisi. Bkz. Ev-, Çev-, Dev-, Dön-, Yör-, Sar-, …, …, . Dolama (Tolama; var). Sarılmış bir nesnenin her katı. Dolayı almak (var). Bir nesnenin çev(i)resini kuşatmak.

    Nesne (var). Şey, iş. Object (quid, aliquid) (Lt.). Ding/Gegenstand/Sache (Alm.). Object/Thing (İng.). Bu sözcüğün çok değişik biçimleri var, saysam bitmez. Ana düşünce ne erse‘den ortaya çıktığıdır. İngilizce ”is” denilen dilimizde -dır (turur’dan, ol evke turur: O (her halükarda) evdedir. ol evke turur?: O evde midir ki?) değildir. Özgün biçimi er- (ermek. Olmak, (to) be) olan, bu gün cevher fiil dediğimiz i-‘dir (imek cevher fiil). Öyle görüyor isen, yap. Ayla/andağ körür ersen, yapgıl. Ol andağ erür. He is like that.

    Gövde/Gevde (var). Corpus (Lt.). Körper/Objekt (Alm.). Body/Object (İng.). (”Cisim, cüsse, cirim, vücut”). Aynı anlama gelen bir diğer söz bod (boy). Çoğulu, hepimizin illa ki orada ya da burada işittiği bodun sözü. İngilizcedeki body bu sözümüzle belki ilintili olabilir.

  • #1841

    Caner Çetin
    Yönetici
    • Katkılar : 141
    • Konular : 64
    • Cevaplar : 77

    Bilgi: Önce andığım biçimde sözcüklerin, geçtiği kaynakları da belirteceğim bundan böyle. Her birine tek kaynak belirtmekle yetineceğim. O da günde çalışmam sırasında elimin altında olan kaynak(lar) olacak.

    Ekbilgi: Kaşgarlı’yı incelemek isteyenler için. Eğitim Yayınevi eserin ikinci, bu kez ciltsiz ekonomik basımını yaptı. Dileyen alabilir.

    Erendür/Erendir.

    Jupiter (Lt.). Bkz. Kutadgu Bilig.

    Kovyuvak.

    Cava cylindrici (Lt.). Hohlzylinder (Alm.). Hollow cylinder (İng.).

    Kov(ı). DLT. İçi boş demek. Kof sözümüz bu sözdür. Kovuk. Thesaurus. İçi boş olan (nesne). Günümüzde halen kullanılır. Bilenlerimiz bilir, ”Dişimin kovuğuna gitmez.” diye bir deyim vardır.

    Uza.

    Muhakemetü’l Lugateyn. Universum (Lt.). Weltall/Weltraum (Alm.). Space/Universe. Günümüzde Uzay dememiz bununla ilgili olsa gerek. Sanırım ilgili söz Cumhuriyetin ilk döneminde saptandı, sonra ilgili ek eklendi. Space ise yine Latince ”Spatium” ile ilgili sanıyorum.

    Dar Etmek/Darlamak.

    Thesaurus. Comprimere (Lt.). İlgili karşılık doğruca buradan. Diğerlerini vermiştim.
    => Dar(g)aç. Dargı. Compressor.

    Ayr. bkz. Sıkıştırıcı ile Kısı girdileri. Bkz. Yenç-. Seçenek çok. Babamın bir sözü var. ”Çokluk içinde yokluk çekiyoruz.”

    Debelenmek.

    Thesaurus. Devinmek. Movere (Lt.). (das // sich ”kendini”) Bewegen (Alm.). (to) Move (İng.). Ayr. bkz., gelen bir soru üzerine verdiğim yanıt (tepre-/depre-).

  • #1845

    Caner Çetin
    Yönetici
    • Katkılar : 141
    • Konular : 64
    • Cevaplar : 77

    Özdek.

    Thesaurus.

    1. Bir ol-gunun özü. Soyut/somut.
    2. Esas. Kural/Kanun.
    3. Etiz. Rem (Lt.). Substanz/Stoff/Material (-Materie; ancak, daha çok 4. ile ”öz; konu”) (Alm.). Substance/Stuff/Matter-Material (İng.). Son sözcükler özünde Mutter (Alm.)/Mother (İng.) denilen sözler; Mater (Lt.) = Ana/Anne. ”Mother Earth”.
    4. Gövde (varlık, corpus).
    5. Kök.

    Özdeklenmek. Tarama Sözlüğü. Gövdelenmek, yani biçimlenmek = var olmaya yüz tutmak, var olmaya başlamak, var oluşa geçmek, var olmak.

    Bu sözle tüm var oluş, varlık, oluş, evren, doğa, da anlatılabilir. Ördek sözünü vermiştişm. Ör- yükselmek demek. Örü. Altitude. Ördek. Yükselen, yükselme yetisi, gücü, özdeği olan. Özdek’i de aynı biçimde kurun/anlayın. Dolayısıyla ”atom”, benzer anlamlara da gelebilir. Bu konuda ileride başka şeyler de söyleyeceğim.

    Çolpan.

    İbn-i Mühenna Lugatı. Venus (Lt.). Teltik sözcüğü gibi aradaki l düşmüş (Tetik); günümüzde çoban (yıldızı) deriz.

    Etüz/Etiz.

    Codex Cumanicus. Sonuncusu Oğuz ile Kıpçak ağzıdır. Substantia (Lt.). Substanz/Stoff/Material (Alm.). Substance/Stuff/Material (İng.). Material’a dikkat. Arapça(‘dan giren) ”madde” de bununla ilgili olsa gerek. Arapların oralardan aldıkları hayli bir şeyler var gibi.

    Töz.

    Uygur/Turpan’dan.

    1. Bir olgunun/nesnenin (aslî) cevheri, öz.
    2. Varlık, doğa, evren.
    3. Esas, temel, kök.

    İşağı. Netzwerk. Network. İş, çalış, uğraş, görev, hangi türden olursa olsun, için olan her ağ bir işağıdır.

  • #1849

    Caner Çetin
    Yönetici
    • Katkılar : 141
    • Konular : 64
    • Cevaplar : 77

    U(u)z.

    Uzun ünlülü. DLT. Beceri; becerikli kişi.

    Uzluk. DLT. Meslek, san’at. Uzman. Hepimizin bildiği söz. Uzluğunda, eylediği işde bilir kişi (aynı; Mukaddimetü’l Edeb) olan, işinde görevinde eli uzlu (mahir) olan, uzmanlaşmış olan. Magister (Lt.; Master ile türevleri buradan gelir). Fachmann (Alm.). Specialist (İng.). Ek için bkz. Közmen (ekmek türü), Sökmen (yağının sıralarını yaran, delip geçen yiğit savaşçı), …, . Uçman da Flieger (Alm.). Kendimizden olanı atıp, yad olanı daha güzel, daha iyi bulma hastalığından ne vakit kurtulacağız, merak konusu. Fliegen. Uçmak. Almanları bu konuda birçok yerde kutlarım. Bir şeylere dikkat ettiklerini, etmiş olduklarını gün geçtikçe daha iyi anlıyorum. Diğeri de olsa da. Uzak. Uzamış olan; uzun süre. Bu yüzden çok sürecek, güç, ağırlı, zahmetli işe ”uzak iş” denmiş (DLT). Uz ile bağlantıya dikkat. Buradan (bir) anlayışı görün. Yırak. DLT. Irak.

    Olum.

    Potentia (Lt.). Potenzial (Alm.). Potential (İng.).

    Dilimizde bir Bolum sözü vardır, pek çok yerde geçer (burada Uygur’u kaynak aldım). Bu söz çıkarsayabileceğiniz gibi bu gün Olum dediğimiz/diyebileceğimiz sözdür. Bu Bolum sözü dilimizde aynını anlatan bir diğer söz olan Umak dediğimiz Arapça kökenli olan ”kudret”i anlatır. Yani bir işi yapa-bilme durumunda, gücünde, yetisinde, erkinde, tasarrufunda olmayı anlatır. Günde ol- dediğimiz klasik biçiminde bol-‘dur. Türk bodunı o(ng) bolazu. Türk milleti sağ olası (/olsun. Gide-si yer (gidilecek/gidilmesi gereken yer)). Bolzun/bolsun/bolçun. Olsun.

    Baştak.

    DLT. Stand-alone. Tek çalışır.

    Bileşen.

    Komponente (Alm.) Component (İng.). Çünkü, bütün ile bi(r)leşiyordur, bi(r)leşendir, ayrılardan birisidir. Birle => Bile (”İle”). Mehmet Borukçu’nun İlk Kurşun çalışmasında geçen ”Allah biz bilan (”Te(ng)ri biz menen”)” deyimindeki ”bilan” sözü de buradandır; men(”ben”-)-en gibi çoğuldur. Çok biçimi vardır. Allah biz bilan. Allah bizim ile. Te(ng)ri biz menen. Tanrı bizimle/Tanrı bizim özümüzle/kendimizle. Men özüm (Türkmen, Kerkük). Ben özüm.

    Görevağı.

    Görev görmek, icra edebilmek için, görevle ilgili olan kurulmuş ağ düzeni.

    Kırma.

    Konus (Lt.). Kegel (Alm.). Cone (İng.). DLT (Kaşgarlı Mahmud).

    => Kırmal. Conicum (Lt.). Kegelförmig (Alm.). Conical (İng.).

    Düzeltme: Ustamdan bilgi aldım. İlgili gezegenlerin adı sekendüz/sekendiz ile erendüz/erendiz olmalı (kaynaklarda özgün biçimi t ile; günümüz ağzına uygun olarak veriyorum; malum, yumuşamalar, sertleşmeler, süreç, zaman…). Dönemin Arap harfli yazmalarında Arapça r harfi üzerinde noktalar eksik imiş (noktalı r, z), kısaca, ayrıntılar silinmiş ya da başka bir iş olmuş.

  • #1853

    Caner Çetin
    Yönetici
    • Katkılar : 141
    • Konular : 64
    • Cevaplar : 77

    (Kanat yanında) Kesme.

    DLT.

    1. Enli ok temreni/başağı.
    2. Perçem, kahkül.

    Rotorblatt (Alm.; Blatt = Yaprak, burada Yalman [Klinge denir genelde]). Rotor blade (İng.; Blade = Yalman [Kılıç, böğde, bıçak gibi keskin, kesme işine yarayan nemelerin kesici, batıcı takımı, ağzı/ucu; ilgili söz doğruca ”kılıç” demek değil]). Güzel uyduğunu düşünüyorum. Ayrı olarak, Kesme sözü, yapısı nedeniyle kesici bir nesneyi de anlatabilir; Keski gibi. Blade’ti, yani yalmanı da anlatabildiği gibi, yine Kesme sözü, kesilmiş, kesilerek biçim verilmiş bir nesneyi de anlatır. Bununla da bağdaştırdım biraz. Sözün ikinci (genel) anlamıyla (2.) da güzel bağ var. Dön(g)eç. Rotor (Lt.). Bkz. Kısı girdisi. Ayrı olarak aynı anlamda kaynaklarda sabit Döngel (Dön(g)el) sözü vardır (Kıpçak Türkçesi Sözlüğü çalışmasından).

    Diğer yandan Yalman demek de bir seçenek. Havayı bir bakıma kesiyordur çünkü. Kesme de, yine, bu bağlamda çok güzel.

    Yatak.

    Lager (Alm.). Bearing (İng.). Bu söz barınak, in gibi anlamlara da gelir. Çünkü yatılan => kalınan, barınılan, durulan yerdir. Güzel seçim.

    Yuvar.

    Yuvma (yöntemi) ile yapılan, yuvar özellik taşıyan her nesne. Yuvmak. DLT. Tortamque (Lt.). Wälzen (Alm.). (to) Roll (İng.). Addan eylem yaparak Yuvar-la-mak demek de kuralınca olduğundan, bu gün öyle deriz. Eylem gövdesi Yuv-‘dur (yuw-/yub-). Ol yuvar. O yuvarlar. Burada eylemdir. Anı anlatmak için bu gün ”yuvuyor” demeliyiz. Yuvar da geniş zaman (yuvarlar). ”O düşmanı savar. / O eve gider.” gibi. Yuvaryatak(lar). Wälzlager (Alm.). Antifriction Bearings (İng.). Topyatak. Kugellager (Alm.). Ball bearing (İng.). Basit yani, biglia’ya gerek yok. Yuvar/Yuvarlar. Yuvma/Yuvmalar. Yuvarlama. Yuvar Gövde(ler). Wälzkörper (Alm.). Rolling element (İng.). Sonuncusu için; ”Yüzer vasıta. / Yürür takımlar.” gibi. Yuvgu. Walze (Alm.). Rolling mill (İng.). Teker. Rolle (Alm.). Teğre girdisine bkz. Bağımsız ek olarak: Dürme. Dürüm.

    Azrak.

    Minimum (Lt.).

    Dilimizde bir -rak eki vardır. Bu ek ”daha” anlamında bir karşılaştırma ekidir. Bu bağlamda, azdan daha az demektir. Dolayısıyla ”en az” anlamında da kullanılabilir. Dilin malzemeleri çok önemlidir. El nasıl kendisinden bile olmayanı iyelenip işince kullanıyorsa, bunu biz de yapmalıyız. Yapacağız. Ve bu dil, bizim dilimizdir, kullanıcısı biziz.

    Çokrak.

    Maximum (Lt.).

  • #1859

    Caner Çetin
    Yönetici
    • Katkılar : 141
    • Konular : 64
    • Cevaplar : 77

    Dayanmaklık. Thesaurus. Dayanç. Mukaddimetü’l Edeb.

    Resistentiam (Lt.). Widerstand (Alm.). Resistance (İng.).

    Bkz. Direnç, Basınç. Bkz. Tezginç/Teğzinç.

    Çevrim.

    Tarama Sözlüğü.

    Circulus (Lt.). Kreis (Alm.). Circle (İng.).

    Cizim.*

    Tarama Sözlüğü.

    Discus (Lt.). Scheibe (Alm.). Disc (İng.).

    Gece şöyle bir olaydan bilgim oldu arkadaşlar aracılığıyla.

    http://shiftdelete.net/cd-yerine-yogun-teker-adi-onerildi-84337

    Atılım güzel, doğru, olması gereken. Ancak bu yoğun teker işi olmamış, alttaki bir yoruma göre de 20 yıl önceki iş imiş. Teker sözünün ilgili nesneyi anlatma gücü var, ancak günümüzde birçok başka olguları anlattığından bu işin güzel olduğunu söyleyemem. Yoğun’a ise hiç yorum yapmayacağım.. Veri Cizim/Cizmi – Vericizmi (VC). Compact Disc (CD). Veri için düşünülmüş, yapılmış, veri barındıran bir cizim. Dilimlemek her türlü olduğu için (bkz. Dilim, örneğin et dilimi, pastırma dilimi) buna Dilgem (Tarama Sözlüğü) de denebilir. Veri Dilgemi (VD). Cizim Alanı. İlgili cizmin saklama alanı/saklamı. Saklar. Memoriae (Lt.). Speicher (Alm.). Memory (İng.). Saklam. Saklama kapsamı. Kapsam. Aynı.

    *Sözün Arapça ”cism” ile ilgisi yok.

    Ekbilgi: Bu tür olgular tüm kişioğlunca genelde hep aynı algılanır. Scheibe Almanca Kesmek demek olan Schneiden ile ilgilidir.

    Yeltemek.

    Tarama Sözlüğü.

    (das) Antreiben (Alm.). (to) Power (sth.) (İng.). Güç vermek. Yürütmek.

    Yeltenmek (bir işe, eğilmek, girişmek, atılmak) dememiz de bundandır.

    Teğrek/Değrek.

    Divanü Lugati’t Türk.

    Circulum (Lt.). Ring (Alm.). Ring (İng.). İçteğrek. Dışteğrek.

    *

    http://www.tdk.org.tr/index.php?option=com_content&view=article&id=835&Itemid=74

    Yüksek Kurum ve Türk Dil Kurumu olarak Türkçenin doğru kullanılması, kamuoyunda köklü bir dil bilincinin ve duyarlılığının oluşturulması ve yerleştirilmesi için “2017 Türk Dili Yılı” kapsamındaki çalışmalara destek veren Türk Kızılayı Genel Müdürlüğüne teşekkürlerimizi bildiririz.

  • #1863

    Caner Çetin
    Yönetici
    • Katkılar : 141
    • Konular : 64
    • Cevaplar : 77

    Buluş (Bulış).

    Thesaurus.

    Inventia (Lt.). Erfindung (Alm.). Invention (İng.).

    Elaktarga.

    Schaltgetriebe (Alm.). Manual transmission (İng.). Özülaktarga/-ma. Bağımsız Aktarma. Automatikgetriebe (Alm.). Automatic transmission (İng.). Aktarmacizmi. Getriebescheibe (Alm.). Transmission disk (İng.). Buna ”iletim diski” dendiğini öğrendim. İlgili takımın (aktarga) önemli bir ayrısı olan aktarma cizminin ”iletim” ile tanımlanmasına karşın neden takımın kendisine transmission denir, büyük soru işareti. Özül. Başnak/Baştak. Kendil. Bağımsız. Özişler. Automatic/Automatopoetus (Lt.). Selbsttätig (/Automatisch) (Alm.). Automatic (İng.).

    Akma* Devingi. İtme Devingi.

    Strahltriebwerk (Alm.). Jet engine (İng.).

    *Akıtmak. Promovere (Lt.). = İleri yürütmek, itivermek. Thesaurus. İlgili tür devinginin akağından çıkan daha doğrusu akan akıntı da bir akış, yani akmadır (Strahl, jet). Bir akış akıyordur çünkü oradan. Bu yüzden bu takımın adı da Akak‘dır [Bkz. İtmeakağı girdisi] (Schubdüse, thruster (ya da ”thrust nozzle”)).

    Atıcı.

    Launcher (Lt.). Werfer/Abschussgerät/Startgerät (füze, roket) (Alm.). Launcher (İng.).

    Dolay.

    Thesaurus.

    Circulus (Lt.). Kreis (Alm.). Circle (İng.).

    Dolayısıyla/Dolayısiyle, ”dolaylı yoldan” ile benzer dememiz bundandır. Çünkü doğruca değildir, dolaylıdır (dolanılıyordur).

  • #1868

    Caner Çetin
    Yönetici
    • Katkılar : 141
    • Konular : 64
    • Cevaplar : 77

    Atılan.

    Thesaurus.

    Jactus (Lt.). Geschoss/Projektil [/Kugel] (Alm.). Bullet/Projectile (İng.). Mermii (Ar.). Şu an kullandığım sayarda Word yok, uzun ünlüleri ilgili ünlüyü ikileyerek dolaylı yoldan göstereceğim, aynı geniz n’yi ”(ng)” ile gösterdiğim gibi.

    Bu, tüm atış nesnesini değil, atış nesnesinin ucundaki sivri, düz ya da yumral (oval) biçimde olabilen ana unsur ucu anlatır. Dört ayrının; uçtaki, ateşleme sonrası ulkudan çıkıp ilgili yörünge üzerinde uçup hedefe kor veren ana unsur konumdaki Çekirdek yani Atılan, patlayıcı öz Barut, bu ikisini barındıran Kovan, ki, Kov ile Kovuk sözlerine bu bağlamda yine bakın, son olarak da içinde atış nesnesinin ateşlemesini sağlayan özel özdeklerin bulunduğu cizim biçiminde olan Ateşleme‘nin (böyle tanımlıyorum burada) bir araya gelmesine ise Fişek* denir.

    Buna yerli yerince toplum ağzında ”kurşun”, ”mermi” gibi sözler de denir ki, tüm ülkelerde böylesi karışmalar söz konusudur. Almancadaki ”Kugel” kullanımı da aynı konumdadır, nitekim, bu sözün (öz) anlamını önce vermemden ötürü, özünde neyi anlattığı/anlatması gerektiğini çıkarsayabilirsiniz. ”Bullet” yine öyledir. Buna dikkat edilmeli. Kurşun deyimi de, salt kurşundan oluşan, yani gömleksiz çekirdeği, yani som kurşun atılanı anlatabilir ancak. Bu durumda da bu, doğruca bilimli bir tanımlama olmaz. İlgili atış nesnesinin yani fişeğin diğer iki dildeki adı sırayla Patrone, cartridge.

    *Bu söze sonra değinmeyi düşünüyorum.

    Atma. Aynı.

    Her türlü Geschoss (oku: Gışoss), böyle adlandırılır. Atılana (çekirdek) Arapça ”mermii” denmesi de bundan.

    Sayar.

    Computatrum (Lt.). Rechner (/Computer) (Alm.). Computer (İng.). Hisaab (Sayma) sözüyle ilgili bir söz olmalı, bulamadım (Ar.). Hasaba. Saydı.

    Bu olgu, çok önemlidir. Çok önemlidir. Çünkü saymak, çok kutlu bir iştir. Şöyle ki.

    Bizim bu gün ”akıl” dediğimiz söz Arapça ”akl”dan gelir. Bu sözün eylem biçimi ”bağlamak” anlamındadır. Akılda ne edilir? Olaylar, olgular tutulur, düşünceler, buradan ağrı saptamalar geliştirilir, bunlar anlam verecek biçimde açıklı bir birine bağlanılır, böylece de, sonuç çıkartılıp eylemler, yapılacak işler belirlenir. Böylece akıl için ”olguların düşünülüp, ayırt edilip, saptamalar yapılıp, düzenlenip, açıklı biçimde bir araya getirilip bağlandıkları, böylece de açıklı ayrıntılı sonuçların çıkarsandığı, buradan ağrı yapılacak işlerin belirlendiği yer” tanımlamasını yapabiliriz. Yani kısaca akıl bir ”sayar”dır. Kaşgarlı Mahmud, Oğuzların akıl ile ivli kavrayışa/zekaya Sağ dediklerini aktarır. Bu veri çok önemlidir, çünkü burada da kanımca aynı anlayışı görebiliyoruz. Şöyle ki sözcüğün Sa- köküyle ilgisi açık. Say- özgün biçiminde San(a)-‘dır. San tekil olarak ise, bizim bu gün Sayı dediğimizdir. Sanamak, saymaktır. Yine San sözünü ”düşünce; akıl” olarak kaynaklarda görebildiğimiz gibi, Sanmak sözü de özünde ”düşünmek” yani kişioğlunun sayarında (böyle tanımlıyorum, sanırım yerinde) ”olguları, bilgileri birbirine bağlamak => sayması”dır. Günümüzde Arapça ”zann” dediğimize gelmesi, ayrı bir olay olup, kaplam (kavramlar topluluğu) nedeniyledir: Bu bağlamda, zann, yani san(ı) etmenin temelinde yine düşüncenin, tahminlerin, kısaca bilinenlerin, ön görülenlerin ”sayılması”nın yatması. Aynı biçimde bir Sakınmak vardır ki, bu sanıyorum daha eskiye gidip, Bilge Kağan ünlü yazıtında ”Çok derin düşüncelere daldım.” anlamında ”Özüm sakıntım.”, yani, ”(Ben) Özüm çok derin düşünceye daldım.” der. Sakış ya da Sağış da, Sayma işi yani Sayışdır (hisaab).

    Bu gün bir şeyden uzak durmaya Sakınmak dememiz de bunlarla ilgilidir. Ne yazık ki günümüzde her şey (birçok değil) bilinmediği için, bu söz de hakkıyla bilinmiyor. Bir şeyden Sakınabilmek için, onun (kötünün, tehlikenin, sakıncanın, …) ne olduğunu bilmek gerekir. Bunun için de düşünce, kavrayış yani anlama (idraak), saptama, …, gerektir. Yani, Sayma gerektir. Örneğin savunma sanayide. Büyük bir iş yapıyorsanız, büyük (olalı) tehlikeler de var demektir. Almanız gereken önlemler söz konusudur. Savaş uçağını alalım. En güç işlerden birisi bu yer yüzünde. Her bir işi ince ince saymaz, görmezseniz, tehlikeleri, yani sakıncaları saptamazsanız, bir bir saymazsanız, önlemlerini de geliştiremezsiniz. Neyi nasıl ne edeceğinizi, neyi nasıl etmeyeceğinizi bilemezsiniz. Ancak işinizi düz yapar, dos doğru sayar, her şeyi iyice belirlerseniz, Sakıncaları, yani sayılıp belirlenmesi gereken Sakın-caları da bilir, ona göre iş yaparsınız. Sakınca, ancak sayma saptama* yapılırsa sakınca ”olur”. ”Sayar” çalıştırılmadığı sürece, ne sakınca (önlem alınması gerekenler, tehlikeler, …, …, …) bilinir, ne de başka iş. Çünkü sakınacağınız bir iş olmaz. Ancak bu, sakıncanın var olmadığı anlamına gelmez. Sizi, gelir, yine de bulur.

    San (”unvan”), Saygı da yine bunlarla ilgilidir, ki bir kimseyi ”var” saymak, ”değer” saymak, ”büyük” saymak, onu yaşamda saymaktan geçer. Sevdiklerinizi yaşamınıza katar, sayarsınız. İstemediklerinizi de saymazsınız, onları, ”yok” sayarsınız. Yani 0 konumundalardır. Bu yüzden ”Beni hiç saymıyor.”, ”Çok saygılı kişi.”, ”Say-ın” deriz. Sonuncu yapı ”için için (ağlamak)” gibi. Uydurma filan değil. Şeyh Süleyman sözlüğünde de sabit.

    Yukarıdaki Sağ bilgisinin dışında ”akl”a dilimizde Ukuş (da) denir. Bu yanılmıyorsam tüm ağızlardaki söyleyiş, yani genel tanınan/bilinen. Ukmak da anlamaktır. Yine Oğuzların kullandığı (DLT) A(ng) sözünden, ”görüş” demektir, ağrı kurulan A(ng)layış (Thesaurus) ise ”idraak, Ar. (A(ng)lama, Thesaurus)” demektir. Yani kavrayış. Benzer biçimde Oy sözü yine ”görüş” anlamına gelirken, ki Arapça ”rey” aynı anlama gelir, Oyun sözü de yine ”akl” anlamındadır. Oy kullanmak (rey kullanmak) dememiz de bundandır, çünkü herkes düşüncesini, görüşünü, bakış açısını, isteklerini böylece dışa vuruyordur. ”Oyum yok.” demek, ”Görüşüm yok.” demektir. Bu gün Öğrenmek, Öğretmen, Öğretici, (Öğretgüçi), …, dememizin de bir nedeni var. Çünkü Öğ sözü ”akl”, belki de çok daha doğru olarak Anlayış anlamındadır; Ö- ise Kaşgarlı’nın verdiği bilgiyle ”düşündükten sonra anlamak”ı anlatır. Çok bilindik, en eski kaynaklarımızda geçen önemli bir san olan Öğe de buradan gelir. Öğsüz, akılsız demektir. Bu arada bu söz ”ana” anlamına da gelir ki, burada bir bağ var mı, bilmiyorum. Olabilir. Öksüz dememiz de yine bundandır. Sertleşme var. Yine Bilmek eyleminden kurulmuş olan, gözümde Türk dilinin yegane konumundaki Biliğ sözü de, ustamın demesine göre belki de aynı anda Anlayış anlamında kullanılmış iken, genelde ”akl” anlamındadır. Bilge Kağan inisinin (küçük erkek kardeş) ölümünden sonra ”bilir biliğim bilmez teğ boldı”, yani, ”Bilen/işleyen biliğim bilmez gibi oldu.” der. Bu arada, 1300 yıl önceki Türkçe ile günümüz Türkçesinin benzerliğine dikkat çekerim. Böyle bir güzellik herkese düşmez, nasip olmaz. Değerini bilin. Biliğ Osmanlı döneminde Bili diye de geçer.

    Yine birçoğumuzun bildiği Us sözü ise ”temyiz”dir. Yani iyi ile kötüyü birbirinden ayırt etme yetisi/erki. Genişlemeyle enlemeyle, … ”akl” gibi anlamlarda kullanıldığı yerler de yok değil.

    Sanak. Sayılan bir olgu. Örneğin takvim. Yordam Sanağı. 12 dirili Türk takviminin adı.
    Sakınç. Düşünce, görüş.

    Böyle gider, daha uzar bu iş. Bunlar birkaç damla. Ne güzel, ne yoğun bir birikim, değil mi?

    Tüm bunlardan şu olağan üstü sonuç çıkar.

    Buradan ağrı ”bilmek, öğrenmek” demek olan matheematikee’ye Saymak ya da Sayma Bilimi denilebilir ki, görebileceğimiz gibi Saymak kavramının derin gücü, birikimi, özü buna kolayca güç yetiriyor. Çünkü bizim dilimizde, bizim, dikkat edin, geleneğimizde yani anlayışımızda yani uygarlık** özümüzde gücümümüzde Saymak demek, düşünmek, fikir yürütmek, olayları bir birine bağlamak, olayları olguları, hatta kişileri saymak demektir. Hatta hatta, tüm özdek, varlık, bir bakıma sayılardan, oranlardan ibaret olduğu, onu kavramak onu an-lamak ardındaki bu sayıcıl yapıyı çözmeye baktığı için, böylece anlama, bilme, biliş sağlandığı için buna Bilmek de denebilir ki, Bilmek sözcük yapısı, geçen de andığım gibi ”Bilim” anlamına da gelir (kaynaklarda da ayrı olarak sabittir, Mukaddimetü’l Edeb). Bilmek. Bilim. Arapçasıyla ”ilim”. Kendini bilmek, varlığı, özdeği bilmek. Bilmenin ne olduğunu bilmek. Bil- en çok sevdiğimdir. Başkaları nasıl tanımlıyor ne ediyorlardı bilmiyorum ancak bizim atalarımız ”evvel”den beri kendilerine Bilge derlerdi. Danıştıkları, sözleştikleri Öğeleri vardı. Bil-gi sözüne de yeri gelmişken ayrıca dikkat çekmek istiyorum. Bil(i)gi. ”Bil-gi’si çok yüksek.BİL-gi. Burada, okuyarak anlayın bu sözü, ”information” olarak değil. Güzel bir iş olacaktır ”sayar”ınızda. Bilginlere, bilgiçlere, bilgüçilere, bilicilere, bilir kişilere, …, …, …, burada şimdi değinmeyeceğim.

    Ayrıca bu bilim dalında genelde sayma (hisaab) söz konusu olduğu için de, ayrı bir uyum söz konusu oluyor.

    Gördüğünüz gibi dili iyi bilmek, o dilin dolayısıyla o dili konuşan toplumun derin yapısını/anlamlarını/yaşamışlıklarını/birikimlerini/deneyimlerini/uygarlık düzeyini bilmek ile, genel anlamda da, çok büyük anlamlar kazanmak demektir. Bu gün yalnızca ”tek bir” sözcük olan Sayma‘ya bile Arapça ”hesap(lama)” yani hiisab dememiz, ilgili sözümüzün ardını, birikmişliğini zaten bilmememiz ile birlikte ne gibi büyük anlamlardan, güçlü bir özden koptuğumuzu (koparıldığımızı) görmemiz açısından çok büyük, bir o kadar korkutucu bir örnektir. Tek bir söze, kavramlar bütününe süreç içerisinde yüklenen anlam gücü, birikim, çok şey demektir. O çok şey de, insandır.

    Ek: Bu sözü uzun süredir kendim doğaçlama kullanmaya başladım, yani üzerine özel düşünmüşlüğüm yok. Daha güzel ile uygun olduğunu düşünüyorum. Ayrıca kavram olarak da daha iyi. Daha doğruca anlattığını düşündüğüm gibi, kullanım alanı da böylece genişliyor, ya da, ilgili alanlardakilerini daha iyi tanımlayabiliyor. Uçumsayarı. Uçum Sayarı. Bordrechner/Bordcomputer (Alm.). Airborne computer (İng.). Yüzüm Sayarı. Bordrechner/Bordcomputer (Alm.). Seaborne computer (İng.). Ya da genel tanımla İleysayar. İley (”ön, kat(ında) [”huzurunda”], alın [=”cephe”, Arapçadır]) demektir. Çok yerde geçer.

    *Bilgi birikim gibi çok güzel ikileme oldu, biliyorum. Dili (beyni => bilimi) çalıştırmak böyle bir iş işte. Mutluluk veriyor.
    **Uygar sözü ”haberi olan” demektir. Bilimden Bilmekten, gerçeklerden, günden güncelden, olay olgulardan haberi olan, ”Uygar” olur.

  • #1887

    Caner Çetin
    Yönetici
    • Katkılar : 141
    • Konular : 64
    • Cevaplar : 77

    İşlev.

    Officium/Munus (Lt.). Funktion/Aufgabe [b]Görev[/b] (Alm.). Function (İng.). Wazifa (Ar.).

    Çok işlevli. Multifunktional (Alm.). Multi functional (İng.). Çok görevli. Aynı.

    (Dalga) Karıştırıcı.

    Störsender (Alm.). Jammer (İng.).

    Göndericinin dalgalarını karıştırıyordur (gönderdiği aynı tür dalgalarla diğerinkini örtüyor/kaplıyor, kat kat oluyor, böylece anlaşmazlığa, karışıma neden oluyor ya da tümden karartıyor) çünkü. Kar-ış-‘ın Kat-ış- ile ilgisi vardır ek olarak.

    Alım.

    Receptio (Lt.). Empfang (Alm.). Reception (İng.).

    Konum.

    Statione (Lt.). Station (Alm.). Station (İng.). Mahata (Ar.).

    Bu söz günümüzde bildiğimiz anlamı (position) dışında yerleşke/kent ile akrabalar (çünkü yakın kalıyorlardır) gibi anlamlara da gelir. Burada, ilgili anlamı (da) yansıttığından, anmak istiyorum. Konmak‘tan gelir. Kondurmak, Konuk, Konak, Konalga (konulacak, kurulunacak yer), Konşı (Komşu), Konumlamak, …, ; Ergenekon, …, . Konumlu. Stationarius (Lt.). Stationär (Alm.). Stationary (İng.).

    Aşam(a).

    Phase (Alm.). Phase (İng.).

    Evre. Aynı. Evirmek‘ten. Bir iş aşama aşama evrilir, evreler geçirir. Evrim. Evrilmek.[/b] Kaşgarlı’da Ewür- diye geçer.

    Biliş. Thesaurus.

    Scientia (Lt.). Wissen/Fachwissen (Alm.). (professional) Skill/Capability/Ability/Knowledge (İng.). Mahara (Ar.).

    Yapmaya güç yetirilen, bilgisi, yapılışı edilişi bilinen bir iş/bilincek. Bir bilimi uygulayabilme yetisine, erkine iye olma (gücü).

Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.