Hangisi Doğru? (Yılbaşı Konusu)

Önyüz Dernek Töre Uygarlığımız Geleneğimiz Hangisi Doğru? (Yılbaşı Konusu)

Bu konu 0 yanıt ve 1 izleyen içeriyor ve en son  Derbentcioğlu tarafından 2 Ocak 2018 gününde 00:07 tarihinde güncellendi.

  • Yazar
    Yazılar
  • #2513

    Derbentcioğlu
    Yönetici
    • Katkılar : 35
    • Konular : 7
    • Cevaplar : 28

    Hangisi Doğru?

    Başlık http://www.kargu.org/levent-ustadan/hangisi-dogru bağlantısında verilmiş olan yazının değerlendirme söyleşme başlığıdır.

    *

    Gregoryan sanağına* göre yıl bitimini geride bıraktık. Ne yazık ki, yine, birkaç yıldır özellikle ve esasında da dikkatlice bakıldığında yalnızca ağ üzerinden kendine yer edinebilen ancak insanımızı kötü biçimde etkileyen gerçek dışı bilgiler dolaşmakta, zaten de bir süredir az çok gündem konusu. Bu bağlamda sözü uzatıp çok sıkmadan malum konu üzerine işi bilen herkesin de aynı görüşü paylaştığı Levent Usta’nın sözüne bırakıyoruz.

    *Takvim.

    ~

    Hangisi doğru?

    İç Asya’da de facto İslam toplumu içindeki kamlarla ilgili yıllar önce biraz bir şeyler okumuştum. Büyük olasılıkla B. Ögel hocadan okuduğum söz konusu kitapta, İslamla birlikte toplumdaki kamların kaybolmadığını, ama yeni dinin baskısı altında onların da kendilerini yeniden yapılandırdıklarını, yaptıkları işlere İslam motifleri ekleyip, bir de asıl ustalarının Fatıma bint Muhammed olduğu menkıbesini türetmişler. Şimdi bile İç Asya’nın de facto İslam bölgesinde yaşayan bakşılar ayinlerini yaparken solukları kesilircesine “la ilahe illallah” çekerler. Onların bu tavırlar bütününü izleyen kamlığı İslamın bütününden, ya da İslamı kamların kurup yaydıklarını düşünebilir. Oysa durumun böyle olmadığını hepimiz biliriz.

    Bunu niçin mi yazdım? Türk toplumunun yaşadığı geniş coğrafyada birçok farklı gelenek ve kültürel kimlik var. Buralara yayılmış olan Türk toplulukları da doğal olarak bu kültürel imge ve davranışlardan bir kısmını benimsemiş.

    Bunlarla ilgili ortada birçok dayanaksız bilgi dolaşıyor. Bu yazının konusu, son günlerde çokça moda olan takvim yılı ve yılbaşı kutlamaları geleneği. Ortalıkta dolaşan moda söylemlere bir bakarsak şunları toplarız:

    Noel aslında bir Hıristiyan geleneği değil; kökeninde bir Türk geleneğidir. O güne Moğolca güneş anlamına gelen “nar” ve Türkçe yükselmek anlamına gelen “doğ-” eyleminden kurulan “nardoğan” günü adı verilmiş. Bu bayramın bir de kahramanı var ve o kahraman hiç de sandığımız gibi Noel Baba değil, basbayağı Ayaz Ata. Bu bilgi daha çok Ural dağlarının doğusunda ve Sibirya’nın bir kısmında moda.

    İkinci bir yaklaşıma göre ise Türklerin asıl takvim yılı başı üstteki örnekteki kış gündönümü değil, bahar gündönümü olan Mart 21. Diğer bir deyişle, adı bile Farsça olan “nevruz” bayramı aslında Türklerin yeni yıl kutlama günü, bu bayram Ergenekon’dan çıkılan 4651 yıldan beri (kim saydıysa) kutlanıyor ve o boyalı yumurtalar da Türk geleneği. Tabi, Alp Er Tunga da 16 bin bilmem kaç yaşında.

    İşin çok daha tuhaf olan kısmı, yaklaşık 1300 yıl, hatta daha öncesinden beri kimi yazıtlar yazan Türk hükümdarlarının yukarıdaki iki örnekten hiç haberi yok; bütün tarihlemeleri 12 hayvanlı takvime göre vermişler. Üstüne, İslam döneminde de Aksak Temür soyundan önemli hükümdar ve değerli bilgin Uluğ Bey çalışmalarını bu takvim hesapları üzerine geliştirmişti. Ay hareketlerine göre belirlenen bu takvimde yılın başı ise, Güneş Kova burcuna girdikten sonraki ilk yeni aya, yani yaklaşık olarak Ocak 20-Şubat 20 arası bir güne denk geliyor.

    Yukarıdaki Türkistan kamlarıyla ilgili örneği bu nedenle verdim. Bir gelenek bir toplumun kimliğine girip karışmış olabilir. Ama bunun ne zaman ve ne biçimde olduğunu araştırmazsak, İslam’ın Türkistan kamlarının öğretisi olduğu ya da bakşı kurumunun İslam dayanaklı olduğu sonucuna varabiliriz. Benzer biçimde günümüzde moda olan takvim yıllarından hangisinin Türk toplumunda ne zamandan beri ve ne biçimde kullanıldığını araştırmazsak, bir de üstüne hepsinin aslında orijinal Türk buluşu olduğuna yönelik (Fatıma bint Muhammed > bakşı geleneği önermesinde olduğu gibi) Ayaz Ata gibi menkıbeler de uydururuz. Bu tür işleri araştırmak için “Sanat Tarihi” ve “Halk Bilimi” adlarında disiplinler var.

    Yukarıda saydıklarım sonucunda söylenecek tek söz: Böyle cibilliyetsiz bir kültürel kimlik olmaz. “O bizim oldu, sonra bunu da benimsedik” değil; bazıları basbayağı “bunlar kökeninden su katışmamış Türk geleneğidir”i dayatıyor. Bütün bunlar size normal geliyorsa, bizim daha uzun süre kültürel kimlik olarak iki yakamız bir araya gelmez.

    Yolumuz, yönümüz belli olmayacaksa, böyle cibilliyetsiz kültürel kimlik olmaz!

    ~

    Konu bağlamında bkz. http://www.kargu.org/dernek/konu/yordam-sanagi-turk-takvimi

    Dünyada bilgiden daha aziz ne var; bilgisiz olduğunun söylenmesi, insan için ağır bir hakarettir.
    (Yusuf Has Hacib, Kutadgu Bilig, IX, 260)

Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.