Elçilerimiz II

Önyüz Dernek Töre Dilimiz Ortak Dilimiz Elçilerimiz II

Bu konu 0 yanıt ve 1 izleyen içeriyor ve en son  Caner Çetin tarafından 15 Şubat 2018 gününde 14:08 tarihinde güncellendi.

  • Yazar
    Yazılar
  • #2596

    Caner Çetin
    Yönetici
    • Katkılar : 281
    • Konular : 113
    • Cevaplar : 168

    Aynı yordamca bağlıyorum. Konunun aslı için ilk başlığa (Elçilerimiz) bakabilirsiniz. Ayrıca bilinmesi gerektiğini düşündüğüm sözleri de, kardeşlerimiz ile ortak sözlerimizi de bundan böyle serpiştire anacağım. Ek olarak Azerbaycan’daki kardeşlerimiz ile ortak söz varlığımızı güçlendirmek, onların kullandıkları sözleri tanımak ve birlikte kullanma için iki ayrı çalışma ısmarladım. İleriki çalışmalarda bu açıdan da ağırlık verebileceğim.

    Eklemek istedikleriniz varsa, lütfen siz de buyrun. İlk girdi bu arada biraz uzun, ancak açıklama gereği duydum. Tüm bilgimin yordamımın temelini oluşturan Mehmet Levent Kaya ustama şükran ve minnetle.

    *

    koşun. Askerî güç. Sü. Uygurlar örneğin hava koşunı, yani hava birliği derler. Yine hemen yanıbaşımızdaki (Azerbaycan) kardeşlerimiz kara kuvvetleri için quru qoşunları yani kara koşunları derler. Yine koşunlarında iki yarga (bölüm) sərhəd qoşunları ile daxili qoşunları adlanır. Söz koş-un yapısından oluşur. Gelenekte koşun iki, sağ ile sol koldan ve de ortadaki özekten (merkez) oluşur. Bu özek ya da ortaya (merkez) da kol denir. Bu söz dilimizden moğolcaya geçip gol olmuş, böyle de geri dönmüştür. Örneğin Babürname’de geçer. Koş sözü ”çift” demektir. Olguyu anlatmak için koş-un denmiştir. Benzer biçimde üstelik hepimizin subaşı sözü ya da Orkun yazıtlarından gayet iyi bildiği, ilgili sözdeki ‘su’nun geldiği sü var. Bilge Kağan ”sü süledim” der. Yavər kardeşimden ayrıca öğrendiğime göre bilginleri Bilge Kağan’ın bu sözünü de ”qoşun çəkdim” diye çevirirler.

    Ordu sözüne gelince; bu sözü ben koşunu yönlendiren, görev veren koşunun beyni olan, yani ”karargah/ordugah” olan oluşum için kullanıyorum. Koşunun ne yönde, nerede, nasıl yürüyeceğine ordu (beyleri) karar verir çünkü. Zira bu söz gelenekte bir tür malikhaneyi anlatır. Örneğin kağanın ordusu olur. Yine yabgunun da olabilir. Bu yüzden de tarihi bir kentimiz olan Ordu Balık genelde ‘saray kenti’ diye çevrilir. Hakanın sarayının bulunduğu (bir) kenttir çünkü. Ustama sonraki dönemlerde sezinlediğim bir olgu yüzünden bu olgu üstünden bu malikhaneyi ayrıca sorduğumda bunun muhtemel karargah görevi de görmüş olabileceğini ifade etmişti. Öyle ise bunun izlerini açıkça Devlet-i Aliyye çağında ordu sözünün karşıladığı anlamda görmek mümkün. Altta girdi yanında vereceğim karşılıklar, yine kullandığım çalışmanın girdilerinin başka girdilerine atıf yaparak açıklama yapan/anlam gösteren karşılıklardır:

    ordı, ordu: askergah, kışla. (buradan yine bir mevki, sabit orun olduğu anlaşılıyor.)
    ordu-ii hümaayuun: leşkergah-i şaahi. (yani baş ordu; sanırım sultanın olsa gerek.)
    orduyı kaldürmak: göç etmek, kopmak, asker kalkmak.
    orduyu kurmak: konmak, askeri kondürmak.

    17. Yüzyıl Türkçesi ve Söz Varlığı, Mertol Tulum’dan alınmıştır. Son girdi için; aynı biçimde Kaşgarlı ”xaan süsin kurdı.”, yani, han/kağan koşununu/süsünü kurdu, yani düzene getirdi, der. Bunu yapan/yaptıran kağandır veya bunu yapacak yetki ile dolayısıyla da ordu/otağa(?) (otağ = büyüklere ait olan, büyükçe bir konut) iye ve karar verici (bu yüzden karar-gah) olan çeri beyidir. Mantık uyuyor. Aynı biçimde Tarama Sözlüğü için kaynak taranıp saptanan sözler arasında olan ‘ordu’ için şöyle denir:

    1. Askerin toplandığı, toplu olarak bulunduğu orun, ordugah, karargah, makar.
    2. Mahal, mahalle.

    İlk anlam için örnek sözlerden birisi:

    Ap alaca ordusuna şiven girdi. (Dede Korkut)

    Şiven hüzün gibi anlama gelir. Belki de, ordusunda bulunan beyin, güçlerinin dağılmasından ötürü yaslı olduğu anlatılıyor. Dede Korkut’taki ilgili yere bakmak gerek; ben burada şimdi bakmadım.

    Yine şu girdi (sözlükten alınma olsa gerek) önemli:

    Ma’asker: Mecmua-ı asker olan mahalle denir, elsinede ordu ta’bir olunur. (Nuhbe)

    Buradan da ordunun bir tür dolayında toplanan, bir orta (”merkez”) olan bir yapı/orun olduğunu anlıyoruz. Askerin toplandığı yer de kuşkusuz emirlerine uyacağı, kendisini başlayacağı sü/çeri başısının bulunduğu bir orundur. Yukarıda da ustamdan aldığım bilgi doğrultusunda andığımca yalnızca en üst düzey kişinin değil, diğerlerinin de ordu/ordası olur idi. Dolayısıyla ordu bir tür yönetir merkez görünümünde görünüyor. Erken çağlar için kesin bir şey söylemek benim için mümkün değil; ancak hem eldeki bu veriler, hem de sözün kök ile anlamı açısından bu açıklamalar yerinde görünüyor.

    Sıkça andığım gibi ordu sözündeki or- kökünü orun (location, mahal), oran, hatta orta (klasik: ortu) gibi sözlerimizde de görebiliriz. Ornamak eylemi de anlaşılacağı gibi bir mevkiyi orun edinmek, oraya yerleşmektir. Yine, Çölde Dor’da da ayrıntılı bilgi verilmekle, orlama sözü de ”yerleştirme” gibi bir anlama iyedir. Bu söz cenaze kaldırma işlemini anlatır. İleri bilgi için Çölde Dor’a bakınız. Alaş Orda gibi adlardan bildiğimiz orda sözü de yine bizim bu ordu sözümüzdür; orda Tatar ağzıdır. Günümüz Uygur’da ”yuva, ocak” gibi anlamlara iyeyken, Altın Orda devlet adı da ”golden army” gibi bir anlama gelmez.

    Kısaca silahlı, savaşan güçleri/birlikleri anlatan sözlerimiz başta sü (sonraları Devlet-i Aliyye çağında gördüğümüz üzre subaşı deyimindeki gibi su) olmak üzere, koşun, çeriğ gibi sözlerdir.

    Azerbaycan koşunu ile bilgiler için Azerbaycanlı kardeşlerime (Yavər ile Atilla) ayrıca teşekkür ederim.

    birge. Birlikte, beraber anlamında söz. Yanı başımızdaki kardeşlerimiz de kullandığı gibi, Uygur soydaşımız da kullanır. Diğer kardeşlerimiz ağzında da illa vardır. Yalnızca gördüğümü, saptayabildiğimi söylüyorum.

    tayanç/dayanç. Sıkı arka, sırdaş, destek, dayanak gibi anlamlardadır. Kökteki eylem açık. Bu yüzden ”ınanç” ile birlikte klasik dönemde bakan gibi anlamı da vardır. Uygur’da saptadım. Ender denk geldiysem de bizde de denir. Bir savunma ağ derneğinde direnç, mukavemet için ”dayanç vermez” dendiğini okumuştum (HDS ustaya selam olsun.). tayangan yalguzum (Uygur). ”Dayandığım tek şey.”

    sündük. Çobanaldatan, kuyruksallayan kuşu. Uygur.

    üğre. Tel şehriye dediğimiz. Uygur. Doğru hatırlıyorsam Kayseri’de de üğre dendiği var.

    mınça. Kazanlı mınça, Uygur monça der. Hamam, banyo. Levent Ustanın hazırlayıp sunduğu TRT AVAZ’da yayınlanan Eski Topraklar belgeselinin altıncı bölüğünde de anayurtta, Eskişehirde yaşayan Kazanlı bir büyüğümüz mınçayı güzelce anlatır ve örnek bir mınça da gösterir. Buradan https://www.youtube.com/watch?v=KHk… bakabilirsiniz. Tümüne bakmanızı salık veririm. Mınçayı görmek istiyorsanız doğruca 17ci dakikaya geçiniz.

    mundaş (bundaş). Dilimizde bir b-m geçişi vardır. Bize en bildik men-ben’den. Bildiğimiz bun. Bunalmak, bunak sözleri bu bun (sıkıntı) sözünden gelir. Acıyı paylaşan, dert ortağı, sırdaş. Uygur. mundaşlık. Sırdaşlık. munlanmak/bunlanmak. Hüzünlenmek, duygulanmak.

    kırgay. Bayağı Atmaca (accipiter nisus). Aslı kırguy; Divan’da Kaşgarlı anar. Günümüz Uygur kardeşlerimizin kimisinin ağzında kırgay olmuştur. Uygur elinde birkaç ağız vardır. Azerbaycan’da da dendiği gibi kırgı diyeni de var. Çok güzeldir; Vikipedi’de bizim kimi bölgelerimizde (Anadolu) de kırgı dendiği yazıyor.* Günümüzde bizim ağzımızda da torgay gibi adlar, yine kuş adı, vardır. Bu bağlamda kırgay biçimi çok iyi seçenek düşünüyorum. Keza kırgı da öyle. Fotoğrafta gördüğünüz kuş.

    *Kaynak olarak şu Huri, S.; Tietze, A. et al. Redhouse Osmanlıca/Türkçe-İngilizce Sözlük. SEV Matbaacılık ve Yayıncılık A.Ş., 1997. ISBN 975-8176-11-0 belirtilmiş.

Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.