Amaç

2015 yılının üçüncü ayında ilkin ”facebook” adlı alan üzerinden yayına başlayarak bizi biz yapan değerlerimizi mukaddesatımızı insanımıza ulaştırmaya anlatmaya çalıştık. O sıralarda kurduğumuz topluluğun adı ”Millî Tarih Kurumu” idi. Sonradan bu adı, aşağıda anlayacağınız üzere, ”Türk Erdem Ocağı”na çevirdik. Bu yola çıkmamızın en büyük nedeni, ehil olmayan kişilerin bu kutlu mücadeleyi, ehil olmayan kaynak ve kişilerden yanlış bilgiler edinerek, üstelik hayli yandaş tarafdaş bulup, baltalaması ve gölge düşürmesi ve de insanımıza büsbütün yanlış, garip, asla bir kimlik bütünü değil, aksine kimlik karmaşası oluşturacak bilgiler aktarması ve yazık ki pek uzundur zaten örselenmiş ve ayrık ayrık olan Türk kimliğini daha da tahrip etmeleri ve buna karşı duyduğumuz büyük öfke ve derin acıydı. Gerek her türlü durumda, Türk ulusu olarak içinde bulunduğumuz durumlardan birer vatan evladı olarak vazife çıkarmamız gerekiyordu. Sorular var(dı), yanıt bekleyen; sorunlar var(dı), aşılması gereken. Gerekse ulusça düşmanlarımız gerekse yığınla sorunlarımız ve eksikliklerimiz yetmiyormuş gibi, kendi insanımız olan ama yanlış bilgi ve bilgilendirme nedeniyle yanlış yol üzre gidip değer ve erdemlerimize, kısaca zaten özlerde bir bütün olmayan Türk kimliğine daha da çok zarar vermeleri, kuşkusuz önüne geçilmesi gereken bir durumdu. Bu durum ve şeraitten kendimize görev çıkardık. Bunu, bir şeyler yapıp, çok çalışıp, daha da çok didinip engellemeli, en son kertede, doğru bilginin ve verilerin daha da çok yayılmasını sağlamalı, duyurmalı ve insanımıza öncü, destek ve de güvenilir bir liman olup, nerelere bakılması, nasıl ve hangi yöntemlerin benimsenmesi gerektiğini göstermeliydik. Olduğunca, ulaşabildiğimizce. İşte, bu amaç ve ülküyle yola çıktık.

Bugüne gelen süreç içinde çok şey öğrendik ve en önemlisi çok değerli öğretici, gerçekleri imleyen yol göstericiler ile karşılaştık. Ne yaptığını, neyin ardında olduğunu anlatabilen, neyin ne olduğunu ve de olmadığını kanıtlarıyla gösterip doyurucu bilgi verebilen gerçek ustalar edindik. Onların üzerimizde emeği hakkı çok büyüktür. Bunu, bizi izlerken de görecek, duyacaksınız. Yol üzre edindiğimiz yeni yoldaşlar koldaşlar, bize yol göstericilik yapan başçılarla birlikte, bizi seven, sayan ve yanımızda olan ve de destek veren çok kişi oldu ve onlarla da yolumuzda yürümeye devam ediyoruz. Bugün, bizi en çok mutlu eden tam da budur. Bir aile olmak ve hep birlikte iyiye çalışmaktır. Zira bu, amacımız ülkümüz doğrultusunda belirli adım ilerlediğimizi göstermektedir. Nitekim, sesini duyurmak ve daha çok kişiye ulaşıp onlarla tanık olmak, en önemli ilkelerimizden birisidir. Ancak birbirlerini tanıyanlar, güven duyabilir, ve ancak güven duyulana yakın durulup iş yapılabilir. Nice yolbaşçılardan birisinin dediği gibi; Dilde, İşde, Fikirde Birlik ülküsü, burada vücut bulmakta ve genele yayılıp gerçek hak ettiği yere gelebilmesi uğrunda çalışılmaktadır.

Bin ve bir emek sonucu bugün el ele kendi var ettiğimiz alanımızda, kendi uğrak yerimizde olmamız ise, bu kutlu yürüyüşte adımıza diğer bir durak ve kazançtır. Daha da iyisini yapmanın, daha da somut olanın ve olmanın ardında koşuyor, gelecekle ilgili önemli planlar kuruyoruz. Ulaşabildiğimizin daha da ötesine geçerek, insanımızın kişimizin yüreğine gönlüne daha çok dokunmak istiyor, doğruları, güzelleri, değerlerimizi, erdemlerimizi, bizi biz yapan, Türk kişisi yapan kutluları anlatmak ve göstermek istiyoruz. Böylece ulusumuza, ülkemize hizmet etmek, bize bu mukaddesatı ve töreyi bırakan atalarımıza da minnet borcumuzu ifade etmek istiyoruz. Bu borç ise, özde hiçbir zaman kapanmayacak bir borçtur.

Amacımız, ülkümüz açıktır. Dün, ulus olarak değer ve erdemleriyle ne idiysek, bugün de o olmaya çalışıyoruz. Özümüz ne ise, bizi biz yapan ne ise, onu istiyor ve onu anlatmanın, yaymanın ve de üstün kılmanın ardındayız. Nitekim, bir kez kalkan bayrak, bir daha asla düşmez. Bu bayrağı, asla düşürmeyeceğiz. Gerekse bu bilgi ve bilgeliği ulusumuza aktarmak, gerekse de yol gösterici olmak, bir yol açmaktır amacımız. Zira, ulusa ulaşmayan bilgi, asla bilgi değildir. Bilgeliğe ve yaşantıya dökülmeyen bilgi ise, yararsızdır.

Türk geleneğinde bir ocakçılık anlayış ve geleneği vardır. Mehmet Levent Kaya ustamız, bunu, ”Ocakçı” adlı yazısında, şöyle anlatır:

Yakın zamana kadar Türk toplumları içinde belirli sanatları bilen kişiler, bildiklerini kabul ettikleri kişilere öğretirdi. Öğrenen sayısı birden fazla olurdu. Bunlar hocalarının yanında yaşayıp, bir tür “eğitim kurumu” oluştururlardı. Bu kuruma “ocak” buradan yetişen kişilere de “ocakçı” denirdi.

Ocakçılar farklı alanlarda eğitilirlerdi. Yalnızca bitkisel tedavi yapan birinin ocağında bitkisel tedavi, kırık-çıkık tedavisi yapan birinin ocağında kırık-çıkık tedavisi, kötü ruhları kovma işlemlerini gerçekleştiren birinin ocağında ise kötü ruhları kovmayı öğrenirlerdi. Öğrenim süresi elbette hocalarının söz konusu işlemleri gerçekleştirmesini izleme, bir süre sonra talimatlarına göre yardım etme, sonra gözetim altında yapma ve en sonunda da izin alma süreçlerini kapsıyordu. Bu süreci tamamlayıp ocağından el almış olan kişiler kendi başlarına iş yapıp ocakçı yetiştirme yeterliliğine sahip olurdu.

Bugün birçok oluşumda gördüğünüz ”ocak” kavramı, özünü işte buradan bu derin ve güçlü anlayış ve gelenekten alır. İşte, öz sözle amacımız ulusumuza bütün insanlarımıza açılan bir erdem ocağı olmaktır. Bu yüzden de ayrıca, dernek [forum] kısmımıza Erdem Ocağı adını, derneğimizin ana bölümüne de Ocak adını verdik. Nitekim, kendimizi bir yere ait duymak, kendimiz olmak, ancak ve ancak özümüzü bilmek, kavramak ve özde yürekde duymak ve de yaşamak yaşatmakla mümkün olur. Bu çok çaba, okumak ve öğrenmek gerektirir. Bilineni de yaşantıya dökmek gerektirir. Bu olmadığı sürece, yelin savurduğu yaprak olacağımız gibi, diğer uluslar ve topyekün dış dünya ile de sağlıklı iletişim ve alış veriş içinde olamaz, kendimizi bir yere oturtamaz, asla bir yerde göremeyiz. Bu da, neyi ne için nerede nasıl yapacağımızı bilmememize yol açacaktır. Bizi biz kılan ve diğerlerinden ayıran ve böylece de bize bir varlık anlamı sunan, bizim biz olmamızdır. Bu biz‘i, bu özü, bu ruhu yeşertmemiz gerekiyor. Bunun yolunu, hep birlikte açacağız.

Hepimiz, hep birlikte bu kutlu ocağın içindeyiz. Biz de, kuşkusuz pişiyoruz ve günden güne öğreniyoruz. Daha da çok öğrenmemiz, bu ocağın odunda ateşinde pişmemiz, deyim yerindeyse göğermemiz yeşermemiz gerekiyor. Ancak, kuşkusuz bu kadar yokluk yanlışlık içinde birilerinin bir şeyler yapması gerekiyordu. Biz de, sorumlu vatan neferleri olarak azıyla çoğuyla bu yola çıktık. Uğraşımız mücadelemiz büyük olacaktır. Hak ettiğimiz yere gelmemiz ise, çok zaman alacaktır. Ancak ne olursa olsun, Büyük Türk Milleti ülküsüne inanan, azmeden ve çalışanlar olarak, hedefin ufukda olduğunu görüyor ve bu uğurda adım adım çalışıyoruz; çalışacağız.

Yaradan bu milleti utandırmasın.